Pestisitlerin İnsan ve Çevreye Olumsuz Etkileri



Pestisitler doğrudan veya dolaylı yollarla insan ve çevresine olumsuz etkiler göstermektedir. Bunlar ana hatlarıyla aşağıdaki şekilde tasnif edilebilir
Genel Etkiler
Toksikologlara göre bugün insanlar “kimyasal maddelerin oluşturduğu bir okyanus içinde yaşamak"”zorunda kalmışlardır. Zira 1986 yılında Pestisidler de dahil olmak üzere bilinen kimyasal maddelerin sayısı 2 milyonu aşmıştır. Pestisidler, canlıların çeşitli hayat formlarına karşı farklı toksik etkiler göstermektedir. Buna rağmen genel bir kural olarak bitki koruma ilaçlarının insanlar ve hayvanlar için zehirli olduğu kabul edilmelidir. Zira bu ekosistem içindeki bütün canlı organizmalar dikkate alınırsa, ekosisteme sokulan Pestisidlerin bazı gruplara direkt olarak zehir etkileri olmasa bile sonradan bunlara indirekt şekilde toksik olması mümkündür.
Bitki koruma ilaçlarının çevredeki sirkülasyonu, çok yönlü karmaşık bir yapıya sahiptir. Örneğin tarla, bahçe veya orman ağaçlarının hastalık veya zararlılara karşı ilaçlanması sırasında ilaç zerreleri havaya, toprağa topraktan yağmurlarla yer altı sularına ve dolayısıyla su ekosistemine karışabilmektedir. Bitkiler üzerindeki kalan pestist bakiyeleri ise bazen besin yoluyla insan ve hayvanlara geçmekte ve ani zehirlenmeler, hatta genetik yapıyı etkileyecek ve kansere sebep olabilecek düzeyde tehlikeler yaratabilmektedir.
Hiç pestisit uygulaması yapılmayan kutuplardaki penguenlerde, ayı balığı ve Eskimolarda DDT’nin varlığının saptanması, bazı tarım ilaçlarının dünyadaki sirkülasyonunun ne kadar güçlü olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Pestisidlerin bir insanı etkileme yolları değişik şekillerde meydana gelmektedir. Bu etkiler kısaca şu şekilde olmaktadır.
8.2 Direkt Toksik Etkiler
Pestisidin direkt etkisi, insan vücuduna ilacın solunum, deri veya ağız yoluyla doğrudan girmesi sonunda olmaktadır. Pestisid ile bulaşmış besinin yenilmesi veya içilmesi ile toksik etki meydana gelmektedir. Ancak intiharlar hariç bu safhada ölüm genellikle az olmakta, alınan pestisidin toksisite derecesi ve dozuna bağlı olarak zehirlenme belirtileri kısa bir süre sonra başlamaktadır.
Bu gruptaki zehirlenmelere “akut zehirlenme” adı verilmektedir. Akut zehirlenme, pestisidin bir defada alınan tek bir dozunun, absorbe edilmesinden sonra ilacın ani zehirlenme yapma potansiyelidir. Akut zehirlenmeler, dikkatsiz kullanmalar sonucunda olduğu gibi, ilacın tarım dışı yanlış kullanılması ile de meydana gelmektedir. Bursa’da 1963 yılında parathionla ilaçlanmış şeftali yiyen 32 kişiden 7’si aynı gün ölmüştür.İnsanlara öldürücü etkisi olan ilaçların zehirlilik dereceleri, laboratuarda değişik test hayvanları üzerinde belirlenen LD50 ve LC50 değerleriyle kıyaslanır. LD50 ağız veya deri yoluyla deneme hayvanlarına uygulandığı zaman, bunların % 50’sini öldüren dozdur. Beher kg. ağırlık için mg. ile ifade edilir. LC50 ise genellikle 4 saatlik süre içinde teneffüs sonrası deneme hayvanlarının % 50’sini öldüren konsantrasyondur. Teneffüs edilen havanın her m3 ‘de mg. olarak ifade edilmektedir.Bazı pestisidlerin zehirlilik yönünden birbiriyle karşılaştırılması verilmiştir.













Çizelge 7


8.3 Sekonder - Toksik Etkiler
Pestisit kalıntılarını ihtiva eden bitkisel ve hayvansal besin maddelerini yemek suretiyle meydana gelen zehirlenmelerdir. Bunlara genelde "kronik zehirlenme" adı verilmektedir. Klorlanmış hidrokarbonlu insektisidler vücudun yağ dokusunda depo edildiğinden, giderek bünyede konsantre olurlar. Lindane ve BHC karaciğer ve böbrekte akümüle olmakta, merkezi sinir sisteminde hassasiyet meydana getirmektedir.
Pestisitle kontamine olmuş veya bekleme süresi bitmeden pestisid kalıntısı içeren besinlerin yenilmesi ile de kronik zehirlenmeler görülmektedir. Örneğin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde hekzaklorobenzenli (HCB) pestisidle ilaçlanmış tohumluk buğdayı yiyen 3.000 kişide porfiria hastalığı görülmesi ve % 3-11 oranında ölüm meydana gelmesi, dünya çapında ilgi uyandıran bir zehirlenme olayıdır.
Tüketilen besin maddeleri içerisinde bulunmasına izin verilen en fazla rezidü (kalıntı) miktarı "tolerans" olarak ifade edilmekte ve milyonda kısım (ppm) ile gösterilmektedir. Toleransın üzerinde ilaç kalıntısı bulunan tarım ürünlerinin tüketilmesi insan sağlığı açısından son derece sakıncalıdır.


8.4 Pestisitlerin İnsanlara Etkileri
Pestisitlerin üretimi veya kullanılışı sırasında meydana gelen iş kazaları, ilaçların insan sağlığına karşı olumsuz etkilerini derhal göstermektedir. Örneğin Hindistan'ın Bhopal kentinde 3 Aralık 1984 tarihinde ABD'ne ait Union Carbide Şirketinin bir böcek ilacı fabrikasından çevreye yayılan yaklaşık 45 ton metil izosiyanit gazı, civardaki 2500 kişiyi uykularında öldürmüş ve fabrika çevresindeki çok geniş bir alanı yaşanmaz hale getirmiştir. Aradan 4 yıl geçmiş olmasına rağmen, fabrika çevresindeki köylülerden her yıl ortalama 500 kişinin ölmesi tehlikenin boyutlarını göstermesi açısından önemlidir. Kazalar ve yanlış ilaç kullanımı hariç tutulursa, pestisidler ile insanların teması; ilaç üretimi, taşıma, depolama, kullanma ve ilaç kalıntısı içeren ürünlerin tüketimi sonunda olmaktadır. Bu etkileşim sonunda pestisid insan vücuduna ağız, deri veya solunum yoluyla girmektedir.
8.5 Pestisitlerin Sulara Etkileri
Pestisitlerin su ekosistemine ulaşmaları değişik yollarla olmaktadır. Örneğin drenaj ve sulama kanalları içindeki ve çevresindeki yabancı otlara veya sivrisinek gibi vektör böceklerin mücadelesi sırasında, bataklıklara doğrudan yapılan pestisid uygulamaları ile sulara çeşitli ilaçlar karışmaktadır. Pestisit kullanılmış alanlardaki ilaçların, yağmur suları ile toprak alt sularını veya ırmaklara karışması yoluyla da çeşitli pestisidler akuatik bitki ve böceklere ulaşmaktadır. Ayrıca havadaki ilaç zerrelerinin rüzgarla sulara taşınması veya pestisid üretimi yapan fabrika artıklarının durgun veya akarsulara boşaltılması sonunda, denizler pestisidlerle kirlenmektedir. Uygulama aletlerinin ve boş ambalaj kaplarının yıkanıp temizlenmesi sırasında ilaç artıkları sulara karışmaktadır.
Herbisit kalıntıları ile kirlenen suların, sulama suyu olarak kullanıldığı tarlalardaki bazı bitkilere fitotoksik olduğu, acrolein (herbisit), rotenon (bitkisel insektisid) ve endosulfan (klorlu hidrokarbon)'ın balıklara çok toksik etki yaptığı bilinmektedir.Sulara çeşitli yollarla karışan düşük yoğunluktaki birçok pestisid kalıntısından balıkların olumsuz şekilde etkilendikleri ve davranışlarında farklılık meydana geldiği anlaşılmıştır.
Bazı balık türlerinde yavruların tarım ilaçlarına karşı çok hassas oldukları belirlenmiştir. Durgun sularda minimal düzeydeki bir pestisid kalıntısı bile, sudaki oksijeni hızla azalttığı ve balıkların beslenme ortamını bozduğu saptanmıştır.
Pestisit bakiyelerinin suda eser miktarda bulunması halinde bile, akuatik canlıların besin zincirinde çok önemli yeri olan zoo ve phyto planktonun gelişmeleri önlenebilir.Sudaki organizmaların ilacı absorbe veya metabolize etmesi, sudaki pestisid seviyesine, organizmanın fizyolojisine, sıcaklığa ve daha önceden bünyede mevcut ilaç kalıntısına bağlıdır.
Pestisitlerin etkisi ile ölen organizmalar dibe çökerek birikirler. Çürüme esnasında açığa çıkan CO2 veya zehirli gazlar diğer akuatik organizmaların bu bölgelere yaklaşmasına engel olurlar.
8.6 Pestisitlerin Toprağa Etkileri
Bitki hastalık ve zararlılarına karşı kullanılan pestisidler yağmur, rüzgar gibi çeşitli abiyotik etkenlerle toprağa dolaylı yolla ulaşabilmektedir. Topraktaki zararlı böceklere, nematodlara ve tohum ilaçlamaları sırasında tohuma uygulanan pestisidler ise direkt olarak toprağa karışmaktadır. Bu şekilde toprakta devamlı birikim halinde olan pestisidler, tüketilen ürünler aracılığı ile insan, evcil hayvanlar ve yaban hayatına ulaşarak çevre sağlığına olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Pestisidlerin toprakta kalıcı yani persistent olması, kullanılan ilacın grubuna, formülasyon şekline, toprak tekstürüne, ilacın absorbe edilme durumuna, toprak nemi ve sıcaklığına, ilacın yağmur, sulama veya drenaj suları ile yıkanma özelliğine göre değişmektedir.
Örneğin dekara 1.12 kg Lindane uygulanmış gübreli humuslu topraklardaki kalıcılık, kumlu topraklardan çok daha fazla olmaktadır. Bazı granül ilaçların da emülsiyon formülasyonlarına oranla daha kalıcı oldukları anlaşılmıştır. Pestisit kalıntıları ile bulaşmış topraklarda yetiştirilen ürünlerin, ilaçları topraktan bünyelerine aldıkları belirlenmiştir. Örneğin aldrin ile ilaçlanmış tarlalarda yetiştirilen patates ve havuçta aldrin kalıntısı, yoğun aldicarbe uygulanmış topraklarda yetiştirilen karpuzlarda ise aldicarbe kalıntısı görülmüştür.
Yapılan çeşitli araştırmalar, yıllar önce yasaklanmış olmasına rağmen DDT'nin bazı topraklardaki miktarında henüz bariz bir azalmanın olmadığını ortaya koymaktadır. Bu kalıntılar, yarılanma ömrü uzun olan bazı pestisidlerin toprakta hareketsiz ve depolanmış halde kaldığını göstermektedir. Türkiye'de 1996 yılından itibaren, zirai mücadele ilaçlarının imalat, ithalat ve tüketim miktarları, verilmiştir.
Çizelge 8


Çizelge 9-10



9. İlaç Kullanımı Sorunlarına Çözüm Önerileri
İlaç kullanımı sorunlarına çözüm önerilerini aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz;
a. Zirai mücadele ile ilgili yayım teşkilatı yeniden düzenlenerek, en yeni bilgileri üreticiye hızlı bir şekilde iletebilecek yeterli donanımlara sahip dinamik bir örgüt oluşturulmalıdır. Böylece üreticiler, kendilerini ilaç bayilerinin yönlendirmesinden kurtarılmalıdır.
b. İlaç bayilik sistemi yeniden gözden geçirilmeli, bayilik ruhsatı, Bitki Koruma Bölümü mezunlarına verilmelidir. Mevcut bayilerde belirli periyotlarda kısa süreli eğitim kurslarına tabi tutulmalıdır.
c. Türkiye'de zirai mücadele ilaçları üzerinde düzenli çalışmalar ve kontrol görevi yürütmüş olan fakat 1984 yılında kapatılan "Zirai Mücadele İlaç ve Aletleri Enstitüsü" yeniden açılmalı ve çalışmalarını devam ettirmelidir.
d. Sık ve yaygın piyasa kontrolleri yapılarak, satılan ilaçların fiziksel ve kimyasal özellikleri denetlenmelidir.
e. Milli Park Alanlarında, kritik akarsu, göl, gölet ve baraj havzalarında, özellikle uçakla yapılacak büyük alan ilaçlamaları izne tabi olmalıdır.
f. Özellikle yaş meyve ve sebzelerde kalıntı analizlerini çubukla yapabilecek, modern bölge laboratuarları kurulmalı, kalıntıların ulusal tolerans listesine göre, sağlığa zararlı olup, olmadığı araştırılmalı ve sonuçlar periyodik bültenler halinde yayımlanmalıdır.
g. Kullanımı tehlikeli bazı ilaçlarla, seralarda, sebzelerde özellikle hasat dönemi yakınında kullanılacak ilaçlar için, bir reçete sisteminin getirilmesi düşünülmelidir.
h. Bölgesel Araştırma Enstitüleri ile yayımda çalışan teknik elemanlar arasında sıkı bir eşgüdüm sağlanmalı, bu elemanlar yeni gelişmeler ve araştırma sonuçları ile ilgili olarak hizmet içi eğitime tabi tutulmalıdır.
ı. Tarımsal faaliyetlerin az olduğu dönemlerde, üreticilerin eğitimine ve ilaç kullanımı ile bunun sakıncalarına yönelik kurslar düzenlenmelidir.
i. Tüketicilerinde tarım ilaçları konusunda bilinçlendirilmesi için, kitle iletişim araçlarından yararlanılmalıdır.

10. SONUÇ
Gereğinden daha sık bir biçimde politikacılar ve yöneticiler, iyi niyetli ancak yeterli düzeyde bilgisi olmayan gruplar tarafından, gerçek yararları hesaplamadan, algılanan tehlikeleri temel alarak bazı politik kararlar vermeye zorlanmaktadır. Biz burada çok kısa biçimde Bitki Koruma İlaçlarının yararlarına
değinmeye çalıştık.
GCPF üyesi şirketler kendilerini tüm tarım sisteminin çevresel ve sosyo-ekonomik performansına katkıda bulunmaya adamışlardır. Bu amaçla GCPF,dünya çapında yeni ve sürdürülebilir,çözümlerin uygulamasını güçlendirmek üzere kamu özel ortaklığını kurmaya ve uluslararası kurumlar, hükümetler ve resmi olmayan kurumlar ve diğer taraflar ile diyalogda bulunmak için çaba göstermektedir.
GCPF üyelerinin bunu en etkin biçimde yapabilmeleri için, hükümetlerin global ticari işbirliğini tehlikeye atmadan bilime dayalı kararlar verilmesini ve iş çevrelerinde istikrarı destekleyen politikalar belirlemesi gerekmektedir.

Kaynak : ziraatci.com