Toprak ve Erozyon/Su/Hava Kirliliği

1.Toprağın yapısı
Ziraat yapılan toprakların yapısı, kullanılmalarına olan etkisi münasebetiyle önem arz eder. Yapıdan anlaşılan mana, toprağı meydana getiren parçacıkların (agrega) durumudur. Toprak, tane veya birçok tanelerin birbirleriyle birleşmesinden meydana gelen granüle yapıyı meydana getirir. Granüle yapılı topraklar, ziraat ve dolayısıyla toprak işleme için en uygun yapı şeklidir. Granüle taneler, topraktaki humus tarafından birleştirilir. Granüle yapılı topraklar, suyu içerilerine kolaylıkla alır ve bünyelerinde geriye vermeyecek şekilde tutar. Tek taneli topraklara nazaran daha fazla organik madde ihtiva ederler ve ayni zamanda granüle yapılı topraklarda ziraat yapmak çok müsaittir.
Granüle toprakları olan arazilerde iyi ziraat yapabilmek için onlara devamlı surette organik madde ilavesi gerekir. Organik gübre ilâvesi, baklagil bitkileri yetiştirmek ve nebat artıklarını arazide terk, toprağa organik madde vermek için en pratik yoldur. Sulama yapılacak arazilerde, sulama tesisleri yapılmadan önce, toprağın yapısı nazari itibara alınmalıdır.


2.Toprağın oluşumu

Biyolojik çeşitlilik; toprak yapısının oluşumu ile sürdürülmesinde ve topraktaki nemi ve besin seviyesini tutmaya yardımcı olmaktadır. Bitki örtüsünün temizlenmesi ile biyolojik çeşitliliğin kaybedilmesi; toprağın tuzlanması, (toprağın taşkınlar veya aşırı sulama ile yıkanarak) besinlerin süzülmesi, minerallerin gecikmesi (laterisation) yüzeydeki erozyonun (toprak aşınmasının) hızlanması ve topraktan alınan verimin azalması süreçlerine katkıda bulunmaktadır. Diğer taraftan ağaçlar ise; yeraltısuyu seviyesini düşürür, yüzeydeki toprak katmanında biriken tuzları uzaklaştırır.
Biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesi yoluyla gerçekleştirilen toprak koruma işlemleri; toprağın üretkenlik kapasitesini koruyabilir, toprak kaymalarını önleyebilir, sahil çizgisinin ve nehir kıyılarının güvenliğini sağlayabilir, siltasyon (dip çökeltileri) nedeniyle kıyı balıkçılığı ve mercan kayalıklarının bozulmasını engelleyebilir.
Ağaçlar ve diğer bitki örtüsü; toprağın oluşumuna da ayrıca yardım etmektedir. Bu örtünün önemli bir katkısı ise; ince ipliksi köklerin çürümesi ile yeniden üretilmesi gibi mikrobik faaliyetleri kolaylaştıran işlemler ve bitki döküntüleri (parçalanmış yapılar) yoluyla organik maddenin ortama sunulmasıdır. Diğer bir katkı ise; kök sistemlerinin, suyun geççisine izin verecek şekilde toprakta/kayalarda oluşturduğu gözeneklerle yarattığı bir etki yoluyla olmaktadır. Kök sistemleri; köklerden emilme yoluyla mineral besinleri yüzeye doğru taşımaktadır. İnce ipliksi köklerin çürümesi ile oluşan organik madde; demir ve alüminyum gibi minerallerle birleşebilir. Bu şekilde, minerallerin bitki örtüsü üzerindeki zararlı etkileri de azaltılmış olur

3. Toprağın canlılar için önemi



Bir çiftçiye toprağın ne olduğunu sorarsanız, toprağiın önemini ve değerini belirten çok özlü cevaplar alırsınız.
Toprak insanların yaşamında çok önemlidir. Besinlerimizi elde edebilmemiz toprağa bağlıdır. Toprak sadece insanlar için değil, tüm canlılar için önemlidir. Bitkiler ancak topraktaki su ve madensel maddeleri alarak büyüyüp gelişirler. Otçul hayvanlar ve insanlar ise bitkileri besin olarak kullanırlar.
İnsanlar ve hayvanlar dolaylı olarak besinlerini topraktan sağladıkları gibi onun üzerinde gezinir, dinlenir, barınırlar. Yani toprak tüm canlıların hem beslendiği hem de barındığı yerdir.
Doğal zenginlik kaynaklarımız olan ormanların, bitkilerin, evcil ve yabani hayvanların yaşaması, ancak toprak sayesinde olur. Toprağın hem kendisi hem de üzerinde bulunan ormanlar, bitkiler ve hayvanlar birer doğal zenginlik kaynağıdır. Öyleyse toprağı korumalıyız.
4.Toprağın yapılarına göre sınıflandırılması
Topraklar ana başlıklar altında şöyle özetlenebilir.
1-Taşlı topraklar; İçeriği % 80 taş ve az miktarda topraktan oluşur. Kolay havalanırlar. Fakat su tutma kapasiteleri ve besin ihtiyaçları azdır.

2-Kumlu topraklar; % 80 kum ihtiva ederler. İşlenmeleri kolaydır. Su tutmadıklarından bol sulama gerektirirler buda topaktaki besinin yıkanıp gitmesine neden olur. Besince fakir ve genelliklede asit topraklarıdır.

3-Tınlı topraklar; yarıdan fazlası kum ve % 30–50 arasıda kilden meydana gelirler. Tava gelmeleri ve işlenmeleri kolay olduğundan tarım için elverişli topraklardır.

4-Killi topraklar; İçeriğinin yarıdan fazlasını kil oluşturur. Su tutma kapasiteleri yüksektir. Bu nedenle geç tava gelirler. Tava gelmeden işlenmesi halinde toprak tekstürü zarar görür. Ağır topraklar olup işlenmeleri zordur. Kurak zamanlarda toprak katı bir hal alır.

5-Marnlı topraklar; İçinde kum, kil,çakıl ve humus bulunur. Bağcılık bakımından uygun topraklardır.

6-Humuslu topraklar; Toprak sadece oluştuğu kayanın mineralleri değil bitkilerin dal kök yaprak gibi kısımlarıda içerirse böyle toprağa humuslu toprak denir. Siyah renkte bir topraktır. Koyu renk olduğu için çabuk ısınıp kolay tava gelirler. Su tutma kapasiteleri iyidir. Besin maddelerince zengindirler. Tava gelince kolay işlenirler.

7- Kireçli topraklar, kil,kum humus ve kireç ihtiva ederler. Kalın bir kaymak tabakası bağlarlar. Suyu geçirmezler. Zor işlenen bir toprak çeşididir.
5.Toprak – su ilişkisi
Bitkiler için toprakta suyun önemini hepimiz biliyoruz. Özellikle bilmemiz gereken konu toprakta suyun hareketidir. Toprağın içerisine giren suyun bir bölümü toprak tanecikleri tarafından tutulurken geri kalan bölümü alt tabakalara doğru hareket eder ve uzaklaşır. Bunu önlemek ve toprağı su tutma kapasitesini arttırmak için toprağa çiftlik gübresi verilmesi idealdir.
Kurak dönemde toprakta suyun hareketi aşağı yukarı doğrudur. Güneş ışınlarının etkisiyle toprak yüzeyine yakın kısımlardaki su buharlaşmaktadır. Toprağın alt tabakalarındaki sular yüzeye doğru hareket eder. Bunu önlemek için yabancı otların yok edilmesi ve nadas uygulanır.
Toprakta suyun hareketinde bir diğer önemli nokta Pulluk Tabanı dediğimiz toprağın işleme derinliği olan 25-30 cm derinlikte bulunan betonlaşmış tabakadır. Özellikle toprak nemli iken toprak işlemede pulluğun taban noktasında traktör tekerleklerinin yaptığı baskıda eklenerek sıkıştırılmış sert bir tabaka oluşturulur. Yıllarca aynı derinlikte sürüm yapıldığı, sadece toprağın 30cm’lik kısmının işlendiği düşünülürse, traktör ve diğer makinelerimizle toprağı her sene sıkıştırdığımızı da göz önünde bulundurursak 25-30 cm derinlikte betonlaşmış,sert ve geçirimsiz bir tabakayla karşı karşıyayız demektir.
Pulluk tabanını böyle kısaca anlattıktan sonra, yukarıda belirtilen suyun hareketleriyle pulluk tabanını birleştirelim. Düşünün, toprağa su giriyor yerçekiminin etkisiyle 30 cm’ e kadar hareket ediyor. Sonra beton tabakasından geçemiyor ve sağa-sola hareket edip kaybolup gidiyor. Beton tabakasının altına su geçemiyor. Yağışın bol olduğu zamanları düşünürsek 30 cm derinlikteki tarlamız bir balçık havuzuna dönüşüyor. Bitki köklerimiz suyun içinde,havasız zarar görüyor.
Tersini düşünürsek toprak yüzeyindeki su sıcak zamanlarda buharlaşıyor. Buharlaşan suyun boşalttığı alana alt tabakadaki sular yukarıya doğru hareket ediyor. 30 cm derinlikte bulunan suyumuz kurak dönemde kısa zamanda buharlaşıp yok oluyor. Beton tabakasının altında su olsa dahi yukarı çıkamadığından bir fayda sağlamıyor.

6.Erozyon

Erozyon, diğer adıyla "aşınım", yer kabuğunu oluşturan kayaçların, başta akarsular olmak üzere türlü dış etmenlerle yıpratılıp yerinden koparılarak eritilmesi veya bir yerden başka bir yere taşınması olayı.
Tarımda kullanılan alanların %70'i özelliklerini kaybederek dünya genelinde toplam kara üzerinde %30 civarında çölleşmeye sebep olmuştur. Dünyada erozyon sebebiyle çölleşme tehlikesi bulunan 110 ülke bulunmaktadır. Bu çerçevede Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından yapılan hesaplamalarla, dünyada çölleşme ve erozyonun önüne geçebilmek için yılda 42 milyar dolar harcanması gerektiği bulunmuştur.
Türkiye topraklarının ise, %90'ı su erozyonu, %1'i de rüzgâr erozyonuna maruz kalmaktadır. Tarım topraklarında bu oran su erozyonu için %75 civarındadır. Türkiye'deki erozyon sonucunda yılda 500 milyon ton verimli toprak kaybedilmektedir.

7.Erozyon Çeşitleri

Su erozyonu, Suyun toprağı aşındırıp taşıma şekli açısından bakıldığında ise, damla erozyonu, yüzey akış erozyonu, oluk erozyonu, yarıntı erozyonu, akarsu yataklarının yarattığı erozyon olmak üzere 5 e ayrılır.
Rüzgar erozyonu, Rüzgâr erozyonu en şiddetli olarak; bitki örtüsünün fakir, iklimin kurak olduğu İç ve Doğu Anadolu'da görülür. Rüzgâr erozyonu bitki örtüsünün fazla olmadığı yerlerde çok etkilidir. Hava akımı ile uçma, yüzeyde sürüklenme ve sıçrama olmak üzere 3 e ayrılır.
Özel erozyon çeşitleri, Su, rüzgar ve benzeri aşındırıcı etmenlerin etkisinin yanısıra özel koşullarda gerçekleşen erozyonlardır. Bu erozyonların gerçekleşebilmesi için birden fazla koşulun mevcut olması beklenir.
8.Erozyona neden olan faktörler
İki bölüm halinde incelemek mümkündür. Bunlar, doğal yapıdan ve sosyal- ekonomik nedenlerden kaynaklanan olarak sıralanabilir.
Doğal yapıdan kaynaklanan nedenler, iklim, topoğrafya, jeolojik yapı ve toprak yapısı, bitkisi örtüsü ve ölü örtü olarak sıralamak mümkündür.
Sosyal-ekonomik nedenler, orman alanlarının tahrip edilmesi, meralarda aşırı otlatma, yanlış arazi kullanımı, dağınık ve düzensiz kırsal yerleşme şeklinde sıralanabilir.

9. Erozyona karşı alınması gereken tedbirler
Erozyonu meydana getiren faktörlere göre alınacak tedbirlerde değişmektedir. Bu tedbirleri, su erozyonuna karşı alınacak tedbirler, rüzgar erozyonuna karşı alınacak tedbirler, çığlara karşı alınacak tedbirler, kumullara karşı alınacak tedbirler, heyelanlara karşı alınacak tedbirler şeklinde sıralamak mümkündür.

10. Su çeşitleri


Şişe suyu, güvenli ve uygun antimikrobik maddeler haricinde hiçbir madde ilave etmeden doldurulmuş, şişelerde veya başka kaplarda muhafaza edilen insan tüketimine uygun su.
Artezyen suyu, içerdiği su seviyesi yeraltı katmanının en üst seviyesinden yüksek olan ve sınırlandırılması su katmanı olarak adlandırılan su katmanını delerek elde edilen kuyu suyu.
Yeraltı suyu, yeryüzeyinin altındaki doygun su katmanında bulunan, basıncı atmosferik basınca eşit veya daha fazla olan su.
Maden suyu, jeolojik ve fiziksel olarak koruma altında tutulan yeraltı sularından kuyu açılarak veya kaynaktan doldurularak elde edilmiş, çözülmüş mineral tuzları, elementler ve gaz içeren sulardır.


11. Hava kirliliği

Havada katı, sıvı ve gaz şeklindeki yabancı maddelerin insan sağlığına, canlı hayatına ve ekolojik dengeye zarar verecek miktar, yoğunluk ve sürede atmosferde bulunmasıdır. İnsanların çeşitli faaliyetleri sonucu meydana gelen üretim ve tüketim aktiviteleri sırasında ortaya çıkan atıklarla hava tabakası kirlenerek, yeryüzündeki canlı hayatı olumsuz yönde etkilenmektedir.
Hava kirliliğini kaynaklarına göre 3'e ayırabiliriz.
1.Isınmadan Kaynaklanan Hava Kirliliği:
Ülkemizde özellikle ısınma amaçlı, düşük kalorili ve kükürt oranı yüksek kömürlerin yaygın olarak kullanılması ve yanlış yakma tekniklerinin uygulanmasi hava kirliliğine yol açmaktadır.
2 - Motorlu Taşıtlardan Kaynaklanan Hava Kirliliği:
Nüfus artışı ve gelir düzeyinin yükselmesine paralel olarak, sayısı hızla artan motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazları, hava kirliliğinde önemli bir faktör oluşturmaktadır.
3 - Sanayiden Kaynaklanan Hava Kirliliği:
Sanayi tesislerinin kuruluşunda yanlış yer seçimi, çevre korunması açısından gerekli tedbirlerin alınmaması (baca filtresi, arıtma tesisi olmaması vb.), uygun teknolojilerin kullanılmaması, enerji üreten yakma ünitelerinde vasıfsız ve yüksek kükürtlü yakıtların kullanılması, hava kirliliğine sebep olan etkenlerin başında gelmektedir.

12.Hava Kirliliğini önlemek için alınabilecek tedbirler
  • <LI class=Yazi>Sanayi tesislerinin bacalarına filtre takılması sağlanmalı, <LI class=Yazi>Evleri ısıtmak için yüksek kalorili kömürler kullanılmalı, her yıl bacalar ve soba boruları temizlenmeli, <LI class=Yazi>Pencere, kapı ve çatıların izolasyonuna önem verilmeli, <LI class=Yazi>Kullanılan sobaların TSE belgeli olmasına dikkat edilmeli, <LI class=Yazi>Doğalgaz kullanımı yaygınlaştırılarak, özendirilmeli, <LI class=Yazi>Kalorisi düşük olan ve havayı daha çok kirleten kaçak kömür kullanımı engellenmeli, <LI class=Yazi>Kalorifer ve doğalgaz kazanlarının periyodik olarak bakımı yapılmalı, <LI class=Yazi>Kalorifercilerin ateşçi kurslarına katılımı sağlanmalı, <LI class=Yazi>Yeni yerleşim yerlerinde merkezi ısıtma sistemleri kullanılmalı, <LI class=Yazi>Yeşil alanlar arttırılmalı, imar planlarındaki hava kirliliğini azaltıcı tedbirler uygulamaya konulmalı,
  • Toplu taşım araçları yaygınlaştırılmalı,