arkadaşlar,
aşağıdaki makaleyi yeni bir başlıkta yorumlarınıza açıyorum.

GDO Geleceğin İpoteği Mi?


Prof. Dr. Ahmet Çolak, gündemden düşmeyen GDO gerçeğini ve Türkiye'nin GDO durumunu açıklıyor.
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Çolak Haberler.com'a GDO ile ilgili çok özel açıklamalarda bulundu.
İşte o özel dosya...
Uzun yıllardır ülkemizin, Türkiye'nin gündeminden düşmeyen hastalıkların çoğalmasına neden olduğuna inanılan, üzerinde bir çok akademisyenin farklı görüşler belirttiği, vatandaşın bitmeyen çilesi, gündeminden düşürmediği GDO (Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar) konusuna Prof. Dr. Ahmet Çolak'tan farklı bir bakış.

Tarımdan daha büyük miktarlarda ürünü daha az ilaç ve gübre kullanarak elde edebilmek büyük ticari kuruluşların yöneldiği bir alandır. Bu anlamda gelişen biyoteknoloji uygulamalarından bir tanesi de GDO'dur.Hastalık ve zararlılara dayanıklılık, kısa sürede dayanıklı türlerin elde edilmesi, iklim ve çevre koşullarına bağlı olmadan laboratuar koşullarında üretim gibi avantajlı yönleri nedeniyle bir türden diğerine gen aktarımı giderek hızla yaygınlaşan bir üretim metodu olmuştur. Bu yöntemin kullanılması ile verimliliğin artırılması, pestisit (tarım ilacı)kullanımında azalma, toprak ve suyun korunması, kirli toprakların temizlenmesi, ürün kalitesini artırma gibi avantajların sağlanması hedeflenmektedir.

Ancak yapılan uygulamalarda gerek hayvan deneylerinde gerekse insanlarda görülen bazı simptomlar üzerine alerji, zehir etkisi (toksisite), kanserojen etki, insan bünyesinde antibiyotiğe dirençli mikropların gelişmesi ve besin kalitesinde bozulma gibi olgular ve riskler tespit edildiği konuyla ilgili bilim insanları tarafından belirtilmektedir.

Diğer yandan toprak ve su kirliliği(toprak kısırlığı), faunada (çevremizde bulunan hayvanlar aleminde) bazı türlerin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalması, toprakta bulunan gözle görülmeyen canlıların(mikroorganizma) zararlı etkilerinin artması (bakteri ve virusların antibiyotiğe dirençli ve daha patojen hale gelmeleri, floranın (çevremizde bulunan bitki varlığının) zarar görmesi, tarımı yapılan kültür bitkilerinin yabani akrabalarının soyunun tükenmesi ve terminatör (çoğalmayı önleyici) genlerde özellikle çiçek tozları vasıtasıyla doğaya gen kaçışı nedeniyle biyolojik çeşitliliğin GDO'lu bitki lehine bozulması ve böylece toprak, hava ve Sudan sonra dördüncü. doğal kaynağımız olarak nitelediğimiz genetik çeşitliliğin yok olması ve bunun sonucunda mutlak dışa bağımlılık gibi hayli olumsuz sonuçların doğması da beklenen çevresel riskler arasındadır.

Bütün bunların dışında sosyo ekonomik riskler de sözkonusudur. Bu tohumların klasik üretim tohumlarına oranla %25-100 daha pahalı oldukları bilinmektedir.Tek tip çeşit ve ilaç kullanımı burada etkilidir. Tohumluğun her yıl dışarıdan satın alınması sözkonusudur. Aynı bölgede transgenik (GDO'lu) ve klasik üretimin birlikte yapılması durumunda klasik üretimde çeşit özelliğinde bozulmalar meydana gelebilecektir. GDO'lu bitkisel üretimin Türkiye'de yaygınlaşması durumunda bu ürüne karşı olan ve de denetleyici olan ülkelere Türkiye'nin klasik tarımla ürettiğini de satamama riski ile karşı karşıya kalınabilecektir.Ayrıca Türkiye'nin şu anda üretici değil pazar olduğu gerçeği de bir çok üstünlük ve sakıncayı da bünyesinde barındıran dikkatlerden kaçmaması gereken bir olgudur.

Tüm bu risklere rağmen küresel açlık, artık sürekli hale gelen gıda krizi, iklim değişikliği gibi faktörlerin etkisiyle ve olumsuz niteliklerin giderilmesine yönelik çalışmaların da desteğiyle modern biyoteknoloji tekniklerinin bir gün kullanılabileceği de unutulmamalıdır. Bu nedenle bilim insanlarımızın ve de özellikle tarım alanında çalışanların diğer yaşam bilimleri, tıp ve sosyal bilim disiplinleri ile birlikte teknik ve sosyolojik çalışmaları hızla hayata geçirmeleri ve modern biyoteknolojinin diğer tekniklerini de bu tartışmanın dışında tutarak uygulamaya aktarmaları gerekmektedir. Geleceğin soğuk ve sıcak savaşlarında artık genetik materyal en önemli doğal kaynaklardan biridir. Bu statüsünün yaratacağı tarımsal ekonominin tasarımını yapmak konusunda ve sürecin yönetilmesinde Ziraat Fakültelerine büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.

Hükümetimizin de stratejik önemi olan bu alanda yürütülen araştırmaları desteklemesi zengin bilim insanı potansiyeline sahip üniversitelerimize güdümlü projelerle yol açması kanımca doğal bir beklentidir.

Not: Makalenin hazırlanmasında Prof. Dr. Murat Özgen, Prof. Dr. Filiz Ertunç, Prof. Dr.Sabahattin Özcan, Prof. Dr. Cengiz Sancak, Doç. Dr. Melahat Avcı Birsin, Doç.Dr. Mustafa Yıldız, Doç.Dr. Cem Özkan, Doç.Dr. Hakan Ulukan'ın bilimsel makalelerinden yararlanılmıştır.