Toplam 7 sonuçtan 1 ile 7 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Biyoteknik Yöntemler

  1. #1
    Administrator
    K.Tarihi
    30 Mayıs 2018
    Mesajlar
    1

    Biyoteknik Yöntemler

    YEDİNCİ BÖLÜM
    7. BİYOTEKNİK YÖNTEMLER
    Bitki Koruma, tarımsal üretimin artırılmasında önemli bir yere sahiptir. Bilinçli bir şekilde mücadelenin geçmişi ise yenidir. II. Dünya Savaşı'nı izleyen yıllarda, özellikle kimyasal mücadele oldukça yaygınlaşmış ve bununla birlikte birçok problemi de beraberinde getirmiştir. Son yıllarda araştırıcılar, zararlılara karşı sadece hedef alınan zararlıya etki eden yöntemler üzerindeki çalışmalara yönelmişlerdir. Bu amaçla yapılan çalışmalarda, zararlılarla mücadelede, zararlıların anatomisi, morfolojisi, fizyolojisi, biyolojisi ve davranışları üzerinde etkili olan bazı maddeler kullanılarak zararlıların normal özelliklerini bozmak şeklinde yeni bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Bu amaçla, uygulanan mücadele yöntemlerine biyoteknik yöntemler adı verilmektedir. Bu çalışmalardan yararlanılarak zararlıları ekonomik zarar eşiğinin altında tutmak şeklinde tanımlanan biyoteknik mücadele yöntemleri günümüzde birçok zararlıya karşı entegre zararlı yönetimi içerisinde kullanılmaktadır.
    Biyoteknik yöntemlerle mücadelede bazı doğal veya sentetik bileşiklerden yararlanılır. Bunlar;
    7.1. Semiokimyasal Maddeler
    Semiokimyasal maddeler, davranışsal mesaj ileten kimyasal maddelerdir. Arthropoda şubesindeki türlerde, değişik içerikte ve farklı fonksiyonları yerine getiren çok sayıda semiokimyasal madde bulunmaktadır. Bu semiokimyasal maddeler, tür içi (feromon) ve türler arası (kayromon, allomon, siynomon) olmak üzere iki grup altında toplanmaktadırlar.
    Semiokimyasal maddeler, Crustacea, Chilopoda, Diplopoda, Arachnida ve Hexapoda'da birçok türde tespit edilmiş ve bu bileşiklerin, bu canlılar tarafından büyük bir tutumluluk içinde kullanıldığı saptanmıştır. Arthropodların değişik ortam ve durumlarda yararlanmak amacıyla semiokimyasal maddelere sahip olması ve bunları kullanabilme özelliklerinin bulunması, bunların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için oldukça olağanüstü özellikler ile donatıldıklarını göstermektedir. Biyosentez yollarının farklı olması sebebiyle arthropodlar çok sayıda ve önemli fonksiyonların işlevine katkıda bulunan birçok doğal ürün üretmektedirler. Semiokimyasal maddeler, arthropodların açıkça karakteristik özelliğini belirler ve birbirleriyle ilişkisi bulunmayan türler, bazen aynı, fakat oldukça ayırt edici bileşikler üretirler. Bu yapısal özdeşlik, ilişkisi bulunmayan organizmalarda bir bileşiğin aynı biyosentez yoluyla üretildiğini gösterse bile, ürünün oldukça adapte edici olduğunu ifade etmektedir.
    Semiokimyasal maddeler, tür içi veya türler arası içeriklerinden dolayı iki gruba ayrılmışlardır. Arthropodlar tarafından salgılanan bu maddeler, bir adaptasyon olarak düşünülmekte ve salgılanan bu maddeye karşı alıcıda bir üretim tepkisi meydana getirmekte veya uygun bir tavırla cevap verilerek, etkiye tepki verilmek suretiyle sonuçlanmaktadır. Arthropodlardaki semiokimyasal maddeler, çiftleşme veya seks feromonu, alarm feromonu, antimikrobial alarm feromonu, çiftleşmeyi artıran feromon, toplanma feromonu, iz veya işaret feromonu, sosyal böceklerdeki kraliçe yetiştirme feromonu, savunma allomonu, aktivite engelleyici, yanıltıcı ve kazıcı davranış ajanı olarak kullanılmaktadırlar. Bu bileşiklerden bazıları oldukça farklı roller üstlenirler.
    7.1.1. Böceklerde Kemoreseptörler
    Kimyasal maddelere duyarlı reseptör hücreleri, böceklerin duyu sistemlerinin en önemli kısımlarındandır. Bu hücreler, kemoreseptör olarak adlandırılırlar. Bu hücrelerde kimyasal uyarıya bağlı olarak görülen fizyolojik olaylar ise kimyasal algılama olarak bilinmektedir. Kimyasal algılamanın önemi uzun zamandır entomologlar tarafından araştırılmaktadır. Fizyologlar son zamanlarda temel kimyasal algılama mekanizmalarını ortaya çıkarmak için kemoreseptörleri hücre düzeyinde incelemeye başlamışlardır. Kemoreseptörler, koku ve tat etkisini almaktadırlar.
    Böceklerin duyu organları, integumentin hücre ve kutikula kısmının değişmesinden meydana gelmiştir. Kutikuladan meydana gelmiş basit yapılı duyu hücrelerine veya hücre gruplarına sensillum (sensilla) adı verilmektedir. Dış görünüşü kıl şeklinde olan duyu organlarına sensilla trichodea, çıkıntısı koni şeklinde olanlara sensilla basiconica, bir çukura batık olursa sensilla coeloconica, dış taraftan oval veya eliptik bir levha ile kaplı olanlarına ise sensilla placodea adı verilir. Yapılan çalışmalarda, bu yapıların böceklerin tarsi, ağız parçaları, ovipozitör, anten ve kanat gibi kısımlarında bulunduğu saptanmıştır.
    Böceklerde bulunan kemoreseptörlerin incelenmesiyle bunların hangi maddelere duyarlı oldukları belirlenebilmektedir. Böylece, bu maddelerin etki mekanizmaları açıklanabilmektedir.


    KAYNAK: TARIMSAL ZARARLILARLA MÜCADELE YÖNTEMLERİ VE İLAÇLAR KİTABI
    (Üçüncü Baskı) (Gözden geçirilmis ve genisletilmiş)
    Prof. Dr. Erol YILDIRIM
    Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü - 2012

  2. #2
    Administrator
    K.Tarihi
    30 Mayıs 2018
    Mesajlar
    1
    DEVAMI:
    7.1.2. Kayromonlar

    Bir tür tarafından salgılanan kimyasal madde veya maddeler, yayıcı tür için uygun olmasına karşın alıcı türde buna karşı uygun bir tavırla cevap verilerek bir reaksiyon meydana getiren maddelere kayromon veya allomonlar adı verilir. Bunlar, türler arası mesaj ileten kimyasal maddelerdir.
    Kayromonlar, yayıcıya herhangi bir yarar sağlamayıp, belki de zarar bile verebilmekte, ancak, alıcıya yarar sağlamaktadır. Örneğin, Ephestia kuehniella (Zeller) (Değirmen Güvesi)'nın mandibular salgı bezlerinden bir kayromon salgılanmakta ve bu kayromon, bu türün parazitoiti olan Venturia canescens (Gravenhorst)'in E. kuehniella'nın yerini bulmasına yardımcı olmaktadır. Yine, Limantria dispar (L.)'(Kırtırtılı)'da tespit edilen bir kayromonun, bu türün, parazitoiti olan Diospilus melanoscelus (Nees)'un L. dispa bulmasında önem arz ettiği saptanmıştır. Ayrıca, bazı Coccoidea türlerinin kayromon üreterek bazı Chalcidoidea türlerinin kendilerine saldırmasına sebep olmaktadırlar. Gelecekte, bu gibi kayromonların, biyolojik mücadelede, zararlının doğal düşmanının etkinliğini artırmak, zararlı üzerinde doğal düşman baskısı kurmak ve zararlıyı kontrol etmek amacıyla kullanılabileceği belirtilmektedir.
    Yine, bitkilerin içerdiği bazı tat ve kokular zararlıları cezbedici özelliğe sahiptirler. Zararlılar, bu cezbedici maddeleri algılayarak konukçularını bulmaktadırlar. İşte, bu durumdan yararlanılmak suretiyle zararlılara karşı bu kayromonlar kullanılarak zararlıları bir araya toplayıp imha edilmeleri sağlanmaktadır. Bitki kayromonları, böceklerin davranışları, ekolojik ilişkileri, uyarılma ve teşvik edilmeleri (yönelme) üzerinde oldukça önemli etkilere sahiptirler. Bu bileşikler, bitkilerin çiçek, yaprak, meyve ve diğer kısımlarından çevreye salgılanmaktadır. Bunların renkleri, kokuları ve tatları, hem insanlar, hem de böcekler açısından önem taşımaktadır. Bunların çoğu yavaş veya ani uyarımların meydana gelmesine sebep olmaktadırlar.
    Son yıllarda yapılan çalışmalarda, 200.000'nin üzerinde çiçekli bitkiden, büyüme ve gelişme süreleri boyunca en az 100.000'nin üzerinde semiokimyasal maddenin salgılandığı, bu bileşiklerden 6.000'den fazlasının kimyasal yapısının belirlendiği, bunların 3.000 tanesinin terpenoid, 1.000'inin flavanoid, 500'ünün quinone, 650'sinin poliasetilen, 400'ünün amino asit ve diğerlerinin ise fenilpropanoid yapısında olduğu ve bu bileşiklerin birçok bitki türünün teşhisinde önem taşıdığı kaydedilerek, aynı kayromon veya allomonun bir cins ya da familyaya ait değişik bitki türleri tarafından salgılanabildiği, bu bitkilerle beslenen böceklerin bunlardan salgılanan semiokimyasal maddelere aynı derecede tepki gösterdiği, bu nedenle kayromonların, monofag, oligofag veya polifag olarak beslenen böceklerin davranışlarında ve konukçu seçiminde önemli rol oynadığı, yine, birçok predatör ve parazitoit böcek türlerinin de konukçularını bu semiokimyasal maddeler yardımıyla bulabildikleri belirtilmektedir. Bitkilerden salgılanan bu maddeler kullanılarak tarımsal alanlarda zarar yapan böceklerin kontrol altına alınabilmesi de mümkün olabilmektedir. Nitekim, beş bitki türünden (Azadirachta indica, Tanacetum sp., Derris sp., Lonchocarpus sp. ve Nicotiana tabacum) elde edilen bileşiklerle birçok böceğin zararının engellenebileceği kaydedilmektedir.
    Bu konu ile ilgili yapılan çalışmalarda, 70'in üzerindeki bitki türünden birçok kimyasal madde izole edilmiş ve bu maddelerin 5 takıma ait 300'ün üzerinde böcek türünün davranışlarına etki ettiği, bunların, 99-222 molekül ağırlığında ve kaynama noktalarının da 20-340 oC arasında olduğu belirtilmiştir. Bu rakamlar da bu kimyasalların fiziksel özelliklerini ortaya koymaktadır. Kayromonlar, terpenoidler, fenilpropanoidler, aldehidler, esterler, asit ve kükürt bileşikleri gibi değişik kimyasal gruplara ayrılmaktadırlar. Bitki cezbedicilerinden metil eugenol'ün Diptera takımına ait 58 meyve sineği türünü, fenil asetaldehidin Lepidoptera takımına ait birçok noctuid tırtılını, benzil asetate, sineole ve eugenol'un ise Hymenoptera takımının Apidae türlerini cezbettikleri belirtilmektedir.
    Elma iç kurdu (Cydia pomonella (L.)) çok önemli bir meyve zararlısıdır. Bu tür oldukça güçlü bir göç potansiyeline sahiptir. Çiftleşmiş veya çiftleşmemiş dişiler 15 km uzağa uçabilmektedirler. Elma iç kurdunun larvaları çıkışın hemen ardından konukçu meyvesini aramaya başlamakta ve konukçu meyveyi bulmada da kayromonlar önem arzetmektedir.
    Japon böceği [Popillia japonica Newman (Coleoptera: Scarabaeoidea)], Japonya'ya özgü bir böcektir ve 1916 yılından sonra fidan ihracatıyla birlikte gemilerle ABD (New Jersey)'ne taşınmış, çok kısa sürede hemen tüm Amerika'ya yayılmıştır. Bu böceğin çok kısa sürede hızla yayılmasının ve çok fazla zarar oluşturmasının sebebi, konukçu bitkilerden salgılanan kayromonların bu böceği cezbetmesidir. Japon böceğinin ABD'nde oburca beslenmesi sonucu, özellikle de bahçelerde, fidanlıklarda ve çim alanlarında milyonlarca dolarlık zarar meydana gelmiştir. Bu böceğin 24 familyaya bağlı 350 bitki türü üzerinde beslendiği, özellikle de çiçekler, meyveler, sebzeler, süs bitkileri, üzümsü meyveler, mısır, soya fasulyesi ve yonca gibi tarla bitkilerinde zarar yaptığı, ABD'deki çim ve çayır alanlarında çok fazla zarar oluşturduğu bildirilmektedir Bitkilerin çiçek ve meyvelerinden salgılanan kayromonların, bitkilerin diğer kısımlarından salgılanan semiokimyasal maddelerle sinerjik etkilerinin olduğu belirlenmiştir. Örneğin, eugenol ile 2-feniletanol'un 1/9 oranındaki karışımı yapay olarak uygulandığında Japon böceğinin daha fazla cezbedildiği tespit edilmiştir. Yine, metilsiklohezane propionate ile eugenol'un 1/9 oranındaki karışımının da bu böceği 2.5 kat daha fazla cezbettiği bildirilmektedir. Bitkiler tarafından salgılanan 2-feniletanol, eugenol, genaniol, sitral, sitronellal, fenetanol ve sitronellol'un bu böceği cezbeden diğer bileşikler olduğu, doymuş eugenol analoglarından 2-metoksi-4-propilfanol'un ise tek başına kullanıldığında bu böceği daha fazla cezbettiği, bunun sebebinin ise bu bileşiğin uçucu özelliğinin daha fazla olmasından kaynaklandığı ve çalışmalar sonucunda, eugenol analoglarının sentetik olarak üretiminin yapıldığı ve bu böcekle mücadelede başarı sağlandığı kaydedilmektedir. ABD'ndeki meyve bahçelerinde, her 150 m2'ye 10 adet kayromonlu tuzak yerleştirilerek, milyonlarca Japon böceğinin yakalandığı ve bu tuzaklarda genellikle cezbedici olarak, eugenol ve fenetil propionate bileşiklerinin kullanıldığı belirtilmektedir. Kayromonlu tuzaklar, uzun yıllar Japon böceğinin mücadelesi ve kontrolünde önemli ölçüde kullanılmıştır. Maryland eyaletinde bir yaz boyunca 369 tondan fazla ergin Japon böceği'nin toplandığı bildirilmektedir. Nantucket ve Massachusetts'de meyve bahçelerine yerleştirilen tuzaklarda üç yıl boyunca sürdürülen çalışmada, bu böceğin %50'si toplanarak, imha edilmiştir. Yine, Uluslararası Dulles Havaalanı'nda, bu böceğin uçaklara zarar verebileceği düşünülerek, popülâsyonunu yok etmek amacıyla 1400 adet tuzak yerleştirildiği de belirtmektedir.
    Bitkilerden elde edilen kayromonlar sayesinde, ekonomik öneme sahip pek çok zararlı türün ekolojik ilişkilerinin belirlenmesi, onların kontrol altında tutulması, insan ve çevre sağlığı dikkate alınarak mümkün olacaktır. Bu konu üzerinde yapılacak pek çok çalışma ileride başarıya ulaşacaktır.


    KAYNAK: TARIMSAL ZARARLILARLA MÜCADELE YÖNTEMLERİ VE İLAÇLAR KİTABI
    (Üçüncü Baskı) (Gözden geçirilmis ve genisletilmiş)
    Prof. Dr. Erol YILDIRIM
    Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü - 2012

  3. #3
    Administrator
    K.Tarihi
    30 Mayıs 2018
    Mesajlar
    1
    DEVAMI:

    7.1.3. Allomonlar
    Allomonlar, yayıcıya fayda sağlamaktadır. Örneğin, bazı böcekler doğal düşmanlarından korunmak amacıyla bazı semiokimyasal maddeler salgılarlar. Yine, bazı bitkiler, böcekler için kaçırtıcı veya beslenmeyi engelleyici maddeler çıkarırlar. Birçok arthropod tarafından salgılanan semiokimyasal maddeler savunma allomonu olarak kullanılmaktadır. Bu allomonların birçoğu ise antimikrobiyal özellik göstermektedir. Bu allomonları arthropodlar, prokaryotik ve eukaryotik düşmanlarından korunmak amacıyla kullanmaktadırlar. Örneğin, Oxidus gracilis (Koch), Euryurus maculatus ve Pseudopolydermus erasus siyanogenik tepki çemberleri içinde fenol ve guaiocal üretirler. Bu bileşikler bakteriyostatik etkiye sahiptirler. Galerucinae (Chrysomelidae) altfamilyasına mensup Xanthogaleruca luteola (Müller)ve Galeruca tanaceti (L.) türlerinin larvalarında tespit edilen, 1,8-dihydroxy-9,10-anthroaquinones savunma allomonunun, Myrmicinae karınca türleri için uzaklaştırıcı etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir.
    Gastrophysa viridula (De Geer), Phaedon cochleariae (F.) ve Plagiodera versicolora (Laicharting)'nın repellent salgıları larvalar tarafından salgılanmaktadır. Ayrıca, Phratora vitellinae (L.) tarafından salikilaldehid adlı uzaklaştırıcı salgılanır, bu bileşiğin, zararlının, söğütte beslenmesi sonucu, bitkide bulunan salikin'den türediği saptanmıştır. Yukarıdaki üç türün dişilerinin birbirlerine karşı yumurta koymada uzaklaştırıcı bir salgı çıkardığı kaydedilmektedir. Ayrıca, bu dört chrysomelid türünün larvalarının birbirlerine karşı, yine kendi dışındaki türlerin erginlerinin beslenmesine engel olmak için savunma salgısı çıkardıkları da belirtilmektedir. P. versicolora ve P. vitellinae'nın larvaları aynı konukçuda (Salix sp.) bulunduğunda bunların salgıladığı salgının her iki türün erginleri için türler arası güçlü bir uzaklaştırıcı etki gösterdiği bildirilmektedir. Aynı zamanda, diğer chysomelid larvalarının ürettiği savunma salgısı Phratora vulgatissima (L.)'da aynı türün erginleri için uzaklaştırıcı ve yumurta koymayı engelleyici etkiye sahip olduğu saptanmıştır.
    Saturnia pavonia (L.), S. pyri (Denis & Schiffermüller), Eupackardia calleta ve Attacus atlas (Saturniidae) türlerinin ekzokrin salgısı ve kanı; bakteri, fungus, predatör karınca ve iki kuş türü için uzaklaştırıcı etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Bazı böceklerdeki savunma salgıları, belirli bir süre sonra böcekler tarafından seksüel aktivitede de kullanılmaktadır. Örneğin, savunma amacıyla kullandığı bezlerden seks feromonlarının sentezi bazı Hemiptera türlerinde görülmektedir. Campylomma verbasci (Meyer-Dur)'de (Miridae) butil butyrate ve (E)-crotyl bütyrate seks feromonlarını dişilerin ürettiği tespit edilmiştir. Bu bileşikler, hemipterlerin metathorax'ının koku bezlerini oluşturan tipik savunma salgılarıdır. Yine, Riptortus clavatus (Thunberg)'un erkeklerinin metathorax'larındaki savunma bezlerinin, seksüel olarak da görev yaptığı belirtilmektedir. (E)-2 hexenyl (E)-2 hexeonate, (E)-3 hexenyl (E)- 3 hexeonate ve myristyl isobütyrate adı verilen bileşiklerin bu türde hem seksüel aktivitede bulundukları ve hem de savunma allomonu olarak görev yaptıkları kaydedilmektedir.
    Hymenopterlerin dişilerinde, erkeklerdeki seksüel faaliyetleri düzenleyen bezlere benzer zehir bezleri bulunmakta ve bu bezlerin seksüel amaçlı salgıların salgılanmasında da kullanıldığı belirtilmektedir. Bu zehir ve dufour's bezleri dişi karıncaların, wasplar ve arıların karakteristik özellikleridir. Kraliçe karıncalarda hem zehir ve hem de dufour's bezleri seksüel salgıların salgılanmasında da görev yapmaktadır. Örneğin, Formica lugubrisZetterstedt'de döllenmemiş kraliçe, dufour's bezinden salgıladığı undecane'nın %90'nı buharlaştırarak erkekleri cezbettiği kaydedilmektedir. Ayrıca, undecane F. lugubris tarafından bir alarm feromonu olarak da kullanılmaktadır. Yine, undecane çok sayıda böcek türü tarafından bir savunma allomonu olarak kullanıldığı da kaydedilmektedir.
    Meloidae ve Oedemeridae familyalarındaki türlerde bulunan kantaridin maddesi, kantaridik asidin anhidritidir. Bu bileşik, insan derisinde güçlü bir vesikant (deride kabarcık meydana getiren) etkiye sahiptir. Kantaridin'in Hipocrates tarafından su toplanması tedavisinde kullanıldığı belirtilmekte ve vesikant olarak tıpta kullanıldığı, ayrıca, cinsel gücü artırıcı olarak en az iki bin yıldan beri kullanıldığı kaydedilmektedir. Ayrıca, bu bileşiğin tıbbi değere sahip olduğu düşünülerek prostat, böbrek hastalıkları ve taşları, idrar zorluğu, su toplanmaları ve zührevi hastalıkların tedavisinde vazgeçilmez bir bileşik olduğu düşünülmüş ve kullanılmıştır. Bununla birlikte, kantaridinin lokal uygulamalarında insan ve domuzlardaki epidermal kanserlerin etkisini azalttığı ve selektif bir herbisit etkiye sahip olduğu kaydedilmektedir. Ayrıca, diğer böceklerin beslenmesini engellemek için uzaklaştırıcı bir etkiye de sahiptir. Yine, Trichophyton ve Microsporum fungus türlerinin gelişmesini önleyici etkide göstermektedir.
    7.1.4. Siynomonlar
    Siynomonlar, hem yayıcıya hem de alıcıya faydalıdırlar. Yani iki canlı arasında ortak bir yaşam mevcuttur. Bunun en güzel örneği arılar ile bitkiler arasındaki ilişki de verilebilir. Örneğin, Bulbophyllum cinsine ait bazı meyve türleri tozlaşma için Bactrocera cinsine giren böcek türleri için özel kokular salgılarlar ve bu kokulara yönelen ergin böcekler bu bitkileri ziyaretleri esnasında bu bitkilerin polenleri thorax'larının üzerinde toplanır ve bu polenleri bu böcekler başka çiçeklere taşıyarak tozlaşmayı sağlarlar. Sonuçta böcek bitkiden gıdası olan nektarı alır ve bitkinin de polenini diğer bitkilere taşıyarak tozlaşmayı sağlar. Böylece, karşılıklı bir faydalanma söz konusudur.
    Yine, bazı parazioit veya predatörler herbivor böceklerin beslenmeleri sonucu bitkilerden yayılan özel kimyasallar içeren koku sinyallerine yönelerek konukçularını bulurlar. Bu bileşikler çeşitli terpenlerdir. Bu maddeler bitki savunma mekanizması olarak hizmet ederler ve zararlı türlerin saldırmaları durumunda parazitoit ve predatörleri cezbederek bitkiye daha fazla zarar verilmesini önlerler. Örneğin tütünlerde zararlanmanın ardından yayılan bazı esterler, Helicoverpa virescens (F.)'in dişilerinin zararlanmış bitkilere yumurtalarını bırakmalarında engelleyici bir etki yapmaktadırlar. Aynı şekilde çam türlerinde bulunan monoterpenler ile Ips türlerinin salgılamış oldukları toplanma feromonları ile bileşerek predatörleri cezbederler. Ayrıca, Cotesia kariyai Watanabe (Hymenoptera: Braconidae) Japonya'da Pseudaletia separata Walker (Lepidoptera: Noctuidae)'nın 2.-6. dönem larvaları için özelleşmiş bir endoparazitoittir. Konukçu larvaları nokturnaldır. Bu parazitiot konukçusunu araştırdığı ve saldırdığı zamanlarda, P. separata bitki içerisinde veya toprakta saklanır. Zararlı tarafından zararlanmış bitkilerin salgılamış olduğu (Z)-3 hexenol sayesinde C. kariyai konukçusu olan P. separata'yı bulup parazitlemektedir. Bir başka parazitoit olan Cotesia glomerata (L.), Japonya'da cruciferler üzerinde beslenen Pieris rapae(L.)'nin larvalarına özelleşmiş bir parazitoittir. C. glomerata, P. rapae tarafından zararlanmış bitkilerden daha fazla oranda yayılan (Z)-3 hexenol ve (Z)-2 hexenal maddeleri tarafından cezbedilmektedir. Bu parazitoit, P.rapae'nin larvalarının bulunduğu ve bu zararlı tarafından zararlanmış bitkilerin daha fazla salgıladığı (Z)-3 hexenol ve (Z)-2 hexenal maddeleri tarafından cezbedilerek yumurta koyması sağlanır. Sonuçta, bu ilişkide karşılıklı bir yararlanma söz konusu olmaktadır. Þöyle ki zararlının üzerinde yaşadığı konukçusu olan bitki zararlının zararını azaltmak veya engellemek için semiokimyasal bir madde salgılayıp parazitoiti cezbetmekte ve parazitoitte konukçusunu bulup yumurtasını bırakmaktadır. Böylece karşılıklı bir yararlanma söz konusu olmaktadır.
    KAYNAK: TARIMSAL ZARARLILARLA MÜCADELE YÖNTEMLERÝ VE ÝLAÇLAR KÝTABI
    (Üçüncü Baskı) (Gözden geçirilmis ve genisletilmiş)
    Prof. Dr. Erol YILDIRIM
    Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü - 2012

  4. #4
    Administrator
    K.Tarihi
    30 Mayıs 2018
    Mesajlar
    1
    DEVAMI:

    7.1.5. Feromonlar
    Dış salgı bezleri bir kanal vasıtasıyla salgılarını böceğin vücudunun dışına salgılarlar. Bu salgılardan biri de feromonlardır. Feromonlar, bir birey tarafından vücudun dış kısmına salgılanan ve aynı türün diğer bireyleri tarafından algılandığında, algılanan bireylerde bir takım özel reaksiyonlara neden olan maddelerdir. Feromonlar, böceklerin beslenme, çiftleşme, savunma, toplanma, gizlenme ve kaçma gibi davranışlarını belirlemede etkilidirler. Koku yoluyla etkili olanlara olfaktor, tat yolu ile etkili olanlara ise oral feromonlar denilmektedir. İlk feromon, Bombyx mori L. (İpek böceği)’de bulunmuş ve buna bombikol adı verilmiştir. Feromonlar, çok sayıda böcek yetiştirmek suretiyle doğal olarak elde edilebilir, ama bunun çok zor oluşu ve zaman istemesi sebebiyle sentetik olarak elde edilmektedirler.

    7.1.5.1. Böceklerde Etkili Oldukları Davranışlara Göre Feromonların Sınıflandırılması

    1. Çiftleşme veya Seks Feromonları


    Bunların içerisinde zararlı böceklere karşı en fazla kullanılanı seks feromonlarıdır. Seks feromonları erkek veya dişi böcek tarafından salgılanır. Bir eşey tarafından salgılanan bu feromon ile karşı eşey çiftleşme bakımından uyarılmış olur. Böylece, böcekler arasındaki bu davranış ayarlanmış olur. Seks feromonları tür için özelleşmiş ise de bazı türlerin ki bu kuralın dışında kalır. Örneğin, Ephestia elutella (Hübner)’nın dişilerinin feromonu Ephestia kuehniella (Zeller) ve Plodia interpunctella (Hübner)’nın erkeklerini de çeker. Seks feromonları sadece bir böcek türünü cezbettiği gibi, diğer başka türleri cezbedenleri de vardır. Tek türü cezbedenlerden ziyade, birden fazla türü cezbeden feromonlar pratikte önem kazanmıştır.


    2. Alarm Feromonları


    Koklama yoluyla etkili olurlar. Bu feromonlar daha çok sosyal böceklerde önem arzetmektedir. Bu feromonlar, karıncalarda, bal arılarında, vespidlerde, afitlerde ve diğer bazı böcek gruplarında tespit edilmiştir. Örneğin, afitler, predatörlerin saldırısına uğradıkları zaman kornikuluslarının ucunda bir damla oluşturdukları saptanmış, bu damlalardan serbest hale geçen feromon yakındaki afitlerin beslenme yerinden uzaklaşmalarına sebep olmaktadır.

    3. Çiftleşmeyi Artıran Feromonlar
    Birçok böcek türünde farklı yollarla iki cinsiyet bir araya geldikten sonra çiftleşmeyi teşvik için özel feromonlar salgılandığı saptanmıştır. Bunlar, çoğunlukla erkek birey tarafından oluşturulur ve dişiyi çiftleşmeye teşvik edici etkisi vardır. Bu feromonlar, afrodisiaklar olarak adlandırılır ve çiftleşme bittikten sonra afrodisiak salgısı da çıkarılmamaktadır.

    4. Toplanma Feromonları

    Böcekler savunma, korunma, çiftleşme, yumurtlama ve üreme gibi davranışları sebebiyle bir araya toplanırlar. Bu amaçla, salgılanan feromon toplanma feromonudur. Bunlar, sosyal yaşayan böceklerde çok daha güçlüdür. Balarıları, vespidler, karıncalar ve termitlerde koloni halinde yaşamayı sağlayan bu feromonlar kraliçe, işçi veya diğer koloni üyeleri tarafından salgılanır. Sosyal yaşama sahip bu böcek türleri, tehlike feromonlarına maruz kaldıklarında son derece çekici olan feromonlarıyla belirlenen bir saldırının etrafında toplanabilirler.

    5. İz veya İşaret Feromonları

    İz feromonları, özellikle, sosyal böceklerde görülen ve bir birey tarafından salgılanan izler, bu türün diğer bireyleri tarafından koku ve tat yoluyla algılanan feromonlardır. Genellikle, koku yoluyla algılama söz konusudur. Bu tür feromonlar uçucudur ve belirli süre sonra etkileri kaybolur. İz feromonlarının konsantrasyon ve uçuculuğu o türün etki alanını belirleyen en önemli faktördür. Gıda kaynağı bulan bir balarısının işçisi yuva ile kaynak arasındaki bitkilerin yaprak ve sürgün gibi kısımlarına belirli aralıklarla mandibula bezlerinden salgılanan feromon damlalarını bırakmakta ve diğer işçi arılar da gıda kaynağını bu yolla bulabilmektedirler.

    6. Sosyal Böceklerdeki Kraliçe Yetiştirme Feromonları

    Sosyal böceklerde kraliçenin yetiştirilmesi ile ilgili feromon Apis mellifera L. (Balarısı)’da tanımlanmıştır. Bu feromon, kraliçenin mandibular bezlerinden salgılanmaktadır. Kraliçe koloniden uzaklaştırılacak olursa, işçiler tarafından kraliçenin yokluğu derhal fark edilmekte ve kraliçe ayrıldıktan yarım saat sonra işçiler faaliyete geçerek, birkaç saat sonra kraliçe hücresi yapmaya başlamakta ve hücre içerisindeki larva kraliçe olacak şekilde beslenmektedir.

    7.1.5.2. Feromonların Kimyasal Yapısı
    Feromonların kimyasal yapısına bakıldığı zaman bunların terpen ve yağ asitleri metabolizmasının ürünleri oldukları görülmektedir. Ayrıca, bikiklik ketaller de böceklerde toplanma feromonu olarak görev yaparlar. Bazı böcek takımlarında toplanma ve alarm feromonu olarak bilinen seks çekici maddelerin bazıları ise dallanmış asetat bileşikleriyle terpenoidlerden oluşmaktadır. Cinsel feromonların kimyasal yapıları bazı örneklerde açıklanmış ve moleküllerin 10-17 karbon atomuna ve 180-300 molekül ağırlığına sahip olduğu saptanmıştır. Kelebeklerdeki doymamış uzun alkol ve asetat moleküllerinden oluşmuş eşeysel feromonlar, havanın bir mililitresinde birkaç molekül dahi olsa saptanabilirler. Örneğin, Lymantria dispar (L.) (Kır tırtılı)’ın dişileri tarafından salgılanan 10-7 mg’lık feromon erkek bireyleri cezbedebilmektedir. Kilometrelerce uzaklıktan eşeyler, bu şekilde cezbedilebilirler. Çoğunlukla, eşeylerden biri oldukça uzak mesafelere yayılabilen feromon çıkarırlar. Buna karşılık kur yapmak için öteki eşey feromon çıkarsa da bunun etkisi, ancak çok kısa mesafede yani, birkaç santimetrede görülebilir.
    KAYNAK: TARIMSAL ZARARLILARLA MÜCADELE YÖNTEMLERİ VE İLAÇLAR KİTABI
    (Üçüncü Baskı) (Gözden geçirilmis ve genisletilmiş)
    Prof. Dr. Erol YILDIRIM
    Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü - 2012

  5. #5
    Administrator
    K.Tarihi
    30 Mayıs 2018
    Mesajlar
    1
    DEVAMI:

    7.1.5.3. Feromonların Salgılanma ve Algılanmasını Etkileyen Faktörler
    Feromon kullanımı için, türün yıldaki nesil sayısı ve türlerin günün hangi saatlerinde feromon salgıladıklarının bilinmesi gerekir. Ayrıca, feromonlar üzerinde çevre faktörleri de oldukça etkilidir. Seks feromonlarının salgılanması, döllenmemiş dişi bireyin cinsel olgunluğu, fotoperiyot ve ışık yoğunluğu ile ilişkili kompleks bir oluşumdur. Örneğin, Noctuidae türleri seks feromonlarını en az düzeydeki ışık yoğunluğunda salgıladıkları saptanmıştır.
    Feromon sinyalleri rüzgârla yayılır. Uçucu maddelerin moleküllerinin buharlaşma ve hareket kabiliyeti gibi fiziki özellikleri de yayılmaya etki eder. Diğer faktörler ise, hava hareketleri, arazi yapısı ve mikroklimaya etkili olabilen vejetasyon örtüsüdür. Bitki ve vejetasyon örtüsü bir filtre gibi uçucu madde moleküllerini absorbe eder. Böylece, uçucu madde tabakası oluşur ve kaynağa doğru gittikçe uçucu madde yoğunluğu artar.
    Feromon salgılanma ve algılanmasına etki eden faktörler şunlardır.
    1. Erginin Yaşı
    Dişilerin salgıladığı feromon erginin yaşına bağlı olarak önemli derecede değişmektedir. Feromon salgılanması bazı türlerde çıkıştan sonra 24 saat içinde başlatılmaktadır. Ayrıca, dişiler peş peşe gelen gecelerde feromon salgılayıp çağrıyı artırıp azaltabilmektedirler. Genç bireyler ile yaşlı bireyler arasında eş bulmak için yapılan rekabette yaşlı bireylerde dişiler feromon aktivitesini artırmaktadırlar. Örneğin, Platynota stultana Walsingham (Tortricidae)’nın olgun dişilerinin salgı bezlerinin daha az feromon içerdiği ve genç bireylere göre daha az sayıda erkeği cezbettiği, ancak, genç bireylere göre feromon salgılamayı daha erken başlattığı saptanmıştır. Hem, bu türde hem de diğer türlerde, bu tür davranışların daha yaşlı çiftleşmemiş dişiler için herhangi bir üreme avantajı sağlayıp sağlamadığı ise iyi bir şekilde kontrol edilememektedir.
    Birçok türde salgı bezlerindeki feromon miktarı böceğin yaşına göre değişmektedir. Trichoplusia ni (Hübner) (Lahana yaprak güvesi)’nin dört günlük dişilerindeki feromon salgılama oranı davet başlangıcından sonra zamanla azaldığı ve dişilerin davet periyodu başlangıcında daha fazla çekici oldukları belirtilmektedir. Erkeklerin bir feromon kaynağını çabucak tespiti yaşlarına göre değişmektedir. Çıkışı takip eden birkaç günde bireyler çağrıya tepki vermede artış gösterirler. Bir güve türünün, iki günlük bireylerinin bir günlük bireylere göre daha yüksek oranda çağrıya tepki gösterdikleri tespit edilmiştir.
    Depolanmış ürün zararlılarının değişik yaş gruplarında feromonlara tepkilerinin farklı olduğu belirtilmektedir. Örneğin, Dermestes maculatus De Geer’un 4 -6 günlük erkekleri %90, dişileri ise %75 oranında maksimum tepki göstermekte, 0 -4 saat yaş grubunda %27 tepki oluşturmaktadır.


    2. Konukçu Bitkiler
    Lepidoptera takımında, dişiler larva döneminde bitkilerde beslenirken almış oldukları bazı bileşikleri kullanamadıkları, ayrıca, konukçu bitkinin kalitesinin feromon üretimini etkilediği saptanmıştır. Pseudaletia unipunctata (Haworth) polifag bir türdür. Konukçusu olan bitki türünde nadir görüldüğünde, ikinci gece çağrısında dişilerin salgı bezindeki feromon miktarında farklılık gözlenmiştir. Besin kaynağı, larva ve ergindeki feromon miktarından çok, bunların biyolojileri üzerinde etkilidir. Bazı çalışmalarda konukçu bitkilerin içerdiği bileşiklerin birçok lepidopter türünde dişi feromon biyolojisine önemli derecede etki ettiği saptanmıştır. Erkek seks feromonları da konukçu bitkilerde beslenme sonucu meydana geldiği belirtilmektedir.
    Bazı böcek türleri konukçu bitkilerin içerdiği bileşikleri kullanarak feromon salgılamaktadırlar. Erginler tarafından seks feromonu olarak kullanılan bileşiklerin aynı türün larvaları tarafından da kullanıldığı belirtilmektedir. Ulethesia ornatrix (Arctiidae)’in erkekleri hydroxydanaidal denilen seks feromonu salgılamaktadır. Bu feromon, Crotalaria cinsine ait konukçu bitkilerden larva döneminde beslenerek bu bitkiden almış olduğu pirollizidin alkoloidlerinden üretildiği saptanmıştır.
    Ayrıca, konukçu bitkilerden salgılanan bazı maddeler böceklerin bu bitkilere yönelimini sağlamaktadır. Yani, konukçu bitki böceği cezbedebilmektedir. Bazı böceklerin feromon salgılayabilmeleri için konukçu bitkide beslenmeleri gerekir. Örneğin, Dendroctonus brevicomis LeConte’in erkeklerinin feromon üretimi konukçuda beslenmesi sonucu teşvik edilir.

    Fitofag böceklerde seksüel davranışlar konukçu bitkiler üzerinde olmaktadır. Birçok, Coleoptera türü özellikle de scolytidler seks feromonları ile cezbedilmeleri sonucunda konukçu bitki üzerinde çiftleşme ve beslenme amacıyla toplanırlar. Eşeyi cezbetme, konukçu bitki bileşiklerinin diğer eşey tarafından kullanılarak feromon üretimi veya feromon uyarıcı olarak kullanıldığı saptanmıştır. Ayrıca, konukçu bitkide böceğin beslenmesi sonucu, beslendiği yerden kimyasal bir maddenin çıkması, böceğin bunu algılayıp buraya geldiği ve kendisinin de bir koku çıkararak diğer türlerin bu konukçuya yaklaşımını engellediği saptanmıştır. Örneğin, Carpophilus spp. (Nitidulidae)’nin erkek ve dişileri, erkek feromon kombinasyonu ve meyveden yayılan kokular ile konukçuya cezbedilirler.
    Bazı türlerin erkekleri tarafından salgılanan feromonlar her iki eşeyi de uyarmakta ve bir toplanma feromonu olarak görev yapmaktadır. Erkeklerin feromonu, dişileri cezbetmek ve kendilerine besin kaynağı sağlamak amacıyla salgılanmaktadır. Erkekler konukçu bitkilerin kokularını içeren bir feromon salgılayarak yumurtlama ve beslenme yeri arayan dişileri cezbetmektedirler. Bu durum da, konukçu bitkide bulunan kimyasal madde ile fitofag böceklerin erkekleri tarafından salgılanan feromonların, yapısal olarak aynı olduğunu göstermektedir.
    Pamuk tarlalarına yerleştirilen feromon tuzaklarında, pembe kurdun erkek bireylerinin en fazla pamuğun meyve bağladığı zaman yakalandığı, saptanmıştır. Ayrıca, ayçiçeği alanlarına yerleştirilen feromon tuzaklarındaki en fazla ayçiçeği güvesinin ise ayçiçeğinin çiçek açtığı zaman yakalandığı tespit edilmiştir. Her iki durumda da tuzaklarda yakalanan erkek sayısındaki artış, dişinin davet yoğunluğundaki artıştan kaynaklandığı kaydedilmektedir. Yine, dişi bireylerin yumurta koymalarına, konukçu bitkiden salgılanan çeşitli uçucu maddelerin etki ederek dişileri cezbettiği tespit edilmiştir. Sitotroga cerealella (Olivier) (Arpa güvesi) ile ilgili yapılan bir çalışmada mısır ekstraklı ve feromonlu tuzaklarda yakalanan erkek sayısı, sadece feromon içeren tuzaklarda yakalan erkek sayısından fazla olduğu, sonuçta yem katkılı tuzakların da cezbedici olduğu saptanmıştır.
    KAYNAK: TARIMSAL ZARARLILARLA MÜCADELE YÖNTEMLERİ VE İLAÇLAR KİTABI
    (Üçüncü Baskı) (Gözden geçirilmis ve genisletilmiş)
    Prof. Dr. Erol YILDIRIM
    Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü - 2012

  6. #6
    Administrator
    K.Tarihi
    30 Mayıs 2018
    Mesajlar
    1
    DEVAMI:

    3. Patojenler
    Choristoneura occidentalis Freeman’in erkeklerinin kanatlarından salgılanan feromonun, Nosema fumiferanae’nın enfeksiyonunu önemli derecede azalttığı saptanmıştır. Yine, gerek feromon salınımı gerekse algılanması üzerinde patojenlerin etkisinin önemli derecede olduğu tespit edilmiştir.
    4. Sıcaklık
    Ergin dişiler çıkıştan sonra farklı sabit sıcaklık derecelerinde tutulduğunda veya farklı sıcaklık dalgalanmalarına maruz bırakıldıklarında, erkeği davet etme periyodunda önemli değişiklikler gözlenmiştir. Düşük sıcaklıklarda davet süresini artıran arctiidler, davet boyunca karakteristik olarak ovipozitörlerini uzatıp çekme davranışı gösterirler ve ovipozitör pompalama oranı sıcaklıkla değişir. Örneğin, Trichoplusia ni (Hübner)’nin erkeklerinin 15 C sıcaklıkta feromonlara karşı isteklerinin artması için 9 güne ihtiyacı olurken, 25 C sıcaklıkta 3-5 günün yeterli olduğu saptanmıştır.
    5. Gün Uzunluğu
    Dişilerin daveti başlatma yaşı üzerinde gün uzunluğunun etkisi, türler arasında değişmektedir. Yılda ikiden fazla nesil veren türler üzerinde gün uzunluğunun etkisinin oldukça önem arz ettiği belirtilmektedir.
    6. Işık Yoğunluğu
    Pek çok nokturnal türde davetin etkisi ışık yoğunluğuna ters orantılıdır. Işık yoğunluğu sıcaklıkla değişmektedir. Düşük sıcaklıklarda tutulan dişiler, daha yüksek sıcaklıklarda engelleyici görevi yapan ışık yoğunluğunda davet davranışı başlatmaktadırlar. Örneğin, 15 C sıcaklıkta bazı dişiler 1200 lux’e kadar yoğunlukta cezbedilirken, 30 C sıcaklıkta 40 lux’ün üzerindeki ışık yoğunluğu ise bazı zararlı türlerin dişilerinde daveti azaltmaktadır. Birçok böcek türünde sıcaklığa bağlı olarak ışık yoğunluğunun davet için belirli bir eşiğinin bulunduğu tespit edilmiştir.
    7. Nispi Nem
    %40 nispi nem şartlarında bazı lepidopter dişilerinin 3 günden fazla süre daveti ertelemesine rağmen, Ostrinia nubilalis (Hübner) (Mısır kurdu)’in dişileri çıkıştan itibaren 3 farklı sabit nispi nemde tutulduğunda ilk daveti başlatma yaşı değişmemiştir. Bu türün dişileri çıkıştan itibaren 2. ve 3. günde düşük nem şartlarına konulduklarında dişilerin davet oranında bir azalış olduğu gibi, kuru şartlarda dağılma davranışının da daha geç başladığı belirtilmektedir.
    8. Rüzgârın Hızı
    Trichoplusia ni (Hübner) (Lahana yaprak güvesi)’nin dişilerinde davetin 0-3 m/s’de düşük olduğu, fakat 4 m/s’den daha fazla rüzgâr hızında ise davetin başladığı belirtilmektedir. Yine, düşük rüzgâr hızında daha fazla sayıda kanat çırpmanın salgı sisteminin üzerinden geçen havanın hızını artırarak feromonun yayılmasına da yardım ettiği de saptanmıştır.

    9. Atmosferik Şartlar
    Atmosfer şartları da feromonların yayılması üzerinde etkilidir. Ancak, bu konuda yeterince çalışma yapılmamıştır. Fakat atmosfer şartlarının erkeklerin çiftleşme arzusu üzerinde etkili olduğu saptanmıştır.
    10. Çiftleşme Davranışı
    Hem davet hem de feromon sentezi çiftleşmeyi takiben gözlenmiştir. Bazı türlerde birden fazla çiftleşme olduğu halde bu aktiviteler çiftleşmeden sonra birkaç gün daha devam eder. Mamestra configurata Walker (Noctuidae)’nın dişilerinin daveti peş peşe gelen gecelerde daha erken olmakta ve çiftleşen dişiler gece boyunca yumurta bırakmaktadırlar. Plodia interpunctella (Hübner) (Pyralidae)’da erkeğin kalitesi, feromon sentezi ve daveti etkilemede oldukça etkili olduğu belirtilmektedir. Erkek lepidopterler, birkaç kez çiftleşme kapasitesine sahiptirler. Yapılan çalışmalarda, Helicoverpa zea Boddie (Noctuidae)’nin uçuş periyodu esnasında yakalanan erkeklerinin %68’ini çiftleşmiş bireylerin oluşturduğu saptanmıştır. Bazı seks feromonları sadece tek bir böcek türünü cezbede bildiği gibi başka türleri de cezbede bilmektedir. Pratikte, birden fazla türü cezbeden feromonlar önem kazanmaktadır.
    KAYNAK: TARIMSAL ZARARLILARLA MÜCADELE YÖNTEMLERİ VE İLAÇLAR KİTABI
    (Üçüncü Baskı) (Gözden geçirilmis ve genisletilmiş)
    Prof. Dr. Erol YILDIRIM
    Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü - 2012

  7. #7
    Kayıtsız Üye
    Guest

    Biyoteknik Mücadele

    ZARARLI BÖCEKLERLE MÜCADELEDE ZEHİRLİ KİMYASALLAR KULLANMA
    ÜRÜNDE İLAÇ KALINTISI OLMASIN, ÇEVRE KİRLENMESİN, SAĞLIĞIN BOZULMASIN
    BİYOTEKNİK MÜCADELEYİ ÖĞREN VE ÖĞRET

    ORGANİK TARIM, GLOBALGAP ( EUREPGAP) ,
    ENTEGRE MÜCADELE, HACCP ve KONVENSİYONEL TARIMDA
    ZARARLI BOCEKLERLE MUCADELEDE
    BIYOTEKNIK MUCADELE YONTEMLERINI (TUZAK SISTEMLERI) KULLANINIZ

    Web sayfamız “ KAPAR ORGAN?K “ inceleyiniz. Saygılarımla.
    Dr. Tuncer Çevik
    NOT : Seralarda, Sarı Yapışkan Tuzaklar, Mavi yapışkan tuzaklar, Meyve Bahçelerinde Çiçek (Bakla) Zınnı, Elma İçkurdu , Erik İçkurdu, Kiraz sineği, Fındık Bahçelerinde Dal kıran,Yazıcı Böcek, Zeytin Sineği, Zeytin Güvesi, Zeytin çiçek sap sokanı, Zeytin fidan tırtılı, Limon Çiçek Güvesi, Turunçgil Çiçek Güvesi ,Domates Güvesi, Doğu Meyve Güvesi, Salkım Güvesi , Meyve testereli arısı, Thrips, Karasinek ,un güvesi,üzüm güvesi, incir güvesi kuru meyve güvesi , Korunga kök kurdu, Tütün Güvesi , Orman zararlıları vb. Feromon Tuzaklarını inceleyiniz.
    TUZAK SİPARİŞLERİNİZİ VERİNİZ
    KAPAR ORGANIK TARIM SANAYI TICARET LIMITED SIRKETI
    Keresteciler Sanayii Sitesi. Saray Mah. 2. Cad. No.29
    06980 KAZAN / ANKARA/TURKEY
    Tel. : + 90 (312) 395 22 79
    GSM : + 90 (532) 393 83 64
    Fax : + 90 (850) 622 90 27
    E-mail : kapar_kapar@hotmail.com.
    KAPAR ORGAN?K

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •