Toplam 4 sonuçtan 1 ile 4 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Türkiye’de Ekolojik Hayvancılık Potansiyeli ve Geleceği

  1. #1
    akcabey
    Guest

    Türkiye’de Ekolojik Hayvancılık Potansiyeli ve Geleceği

    Türkiye’de Ekolojik Hayvancılık Potansiyeli ve Geleceği

    Prof.Dr.İbrahim AK 1 Prof.Dr.Faik KANTAR 2


    Özet

    Türkiye, sanayileşmede son yıllarda önemli gelişmeler sağlamakla birlikte halen nüfusunun 1/3’ünü tarımda istihdam eden bir tarım ülkesi olma özelliğini de sürdürmektedir. Çukurova, Ege ve Marmara gibi bazı bölgelerde bitkisel ve hayvansal üretimde yoğun üretim teknikleri kullanılmakla birlikte, başta Doğu Anadolu olmak üzere bir çok bölgede ekstansif tarım uygulamaları halen sürdürülmektedir. Bir çok tarım işletmesi ya da çiftçi bitkisel ve hayvansal üretimi birlikte gerçekleştirmektedir. Kırsal alanda gelir düzeyinin düşüklüğü köyden kente göçü artırmakta, kentlerde plansız ve aşırı büyüme nedeniyle önemli sosyal sorunlar yaşanmaktadır. Hatalı hayvancılık politikaları nedeniyle son yıllarda hayvan sayısındaki düşüşlere rağmen ülkemiz hayvan potansiyeli bakımından hala Dünya’da önde gelen ülkelerden birisidir. Tavukçulukta ve bazı süt sığırı işletmelerinde yoğun üretim yöntemleri kullanılmakla birlikte, başta koyun ve keçi olmak üzere bir çok bölgede hayvancılık ekstansif yöntemlerle sürdürülmektedir. Üretimde düşük verimli fakat olumsuz çevre koşullarına dayanıklı ırklar kullanılmaktadır.
    Ülkemizde, başta AB ve ABD olmak üzere bazı gelişmiş ülkelerin talebi ile ilk olarak 1984 yılında geleneksel ürünlerimizden kuru üzüm ve incirin ihracatı ile başlayan ekolojik tarım kısa zamanda hızlı bir gelişme göstererek bu gün 200 ürüne ulaşmıştır. Ancak, toplam üretim içerisinde %0.1 gibi düşük bir paya sahip olan bu ürünlerin tamamına yakını ihraç edilmekte ve bal hariç tamamını bitkisel ürünler oluşturmaktadır. Çünkü, ülkemizde bazı hayvan hastalıkları nedeniyle hayvansal ürünlerin ihracatında bazı sorunlar bulunmaktadır. İç pazarda da tüketici bilinci ve alım düzeyinin düşük olması nedeniyle ülkemizde ekolojik hayvansal ürünlerin üretimi yok denecek kadar azdır. Buna karşın, ülkemizin başta Doğu Anadolu Bölgesi olmak üzere, diğer bölgelerin özellikle dağlık kesimlerinde ekolojik hayvancılık potansiyeli oldukça yüksektir. Bu bölgelerde hayvanlar yem gereksinimlerinin önemli bir bölümünü çayır, mera ve yayla gibi doğal otlama alanlardan karşılamaktadırlar. Ekolojik hayvansal ürünlerin ihracatında sorunlar bulunduğu için, ekolojik hayvancılıkta hedef iç pazar olmalıdır. Ancak, iç pazarda, tüketici bilinci ve alım gücünün düşük olması nedeniyle ekolojik hayvancılığın gelişimi için önemli düzeyde desteğe ihtiyaç vardır. Ülkemizde, ekolojik tarım ve hayvancılığın yaygınlaştırılması doğa ve ekosistemin korunmasına, küçük çiftçilerin gelir düzeyinin artırılmasına, kırsal kalkınmanın sağlanmasına, köyden kente göçün önlenmesine, başta bebekler ve çocuklar olmak üzere insanlarımızın daha sağlıklı beslenmelerine olanak sağlayacaktır. Ancak, bunun için yeterli bir eğitim, iyi bir denetim ve üretimden tüketime kadar iyi bir organizasyonun oluşturulması ve ekolojik hayvancılığın desteklenmesi gerekmektedir.


    1 Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Bursa, selena@uludag.edu.tr.
    2 Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü, Erzurum, fkantar@atauni.edu.tr.


    GİRİŞ

    Hızla artan dünya nüfusunun hayvansal protein gereksiniminin karşılanması amacıyla birim hayvandan en yüksek düzeyde verim alınması için yoğun üretim teknikleri kullanılarak son yarım yüzyılda bitkisel üretimde olduğu gibi hayvansal üretimde de önemli artışlar sağlanmıştır. Ancak, yoğun hayvan yetiştiriciliğinde hayvanların toprak ve bitkisel üretimle ilişkisinin kesilmesi sonucu hayvan gübreleri çevre kirliliğine yol açmaya başlamış, hayvan beslemede hormon, antibiyotik vb yem katkı maddeleri kullanımı hayvansal ürünlerde kalıntı bıraktığı için bu ürünleri tüketen insanlarda önemli sağlık sorunlarına neden olmuştur. Uygulanmakta olan yoğun hayvan yetiştirme sistemleri ile hayvanlarda yeni sağlık sorunları arasındaki ilişkiye deli dana hastalığı önemli bir örnektir. Bu hastalığı taşıyan koyun beyinleri, kesilen hayvanların diğer organları ile birlikte ucuz protein kaynağı olarak sığırların beslenmesinde kullanıldığında, hastalık kolaylıkla sığırlara bulaşabilmektedir.
    Yoğun yetiştiricilikte hayvanlarda mastitis, tırnak hastalıkları, yağlı karaciğer sendromu ve asidosis gibi bir çok sağlık sorunu görülmektedir. Hayvanların sıkışık olarak barındırılması, yeterli hareket alanının olmaması, ağır metal artıklarının ve tarımsal ilaç kalıntılarının bulunduğu yerlerde stres hormonlarının üretimi artmakta, bu da hayvanlarda bağışıklık sistemini zayıflattığı için hayvanlarda daha fazla sağlık sorunlarına neden olmaktadır.
    Antibiyotik içeren süt sağlık açısından sakıncalı olup, böyle sütlerin işlenmesinde önemli sorunlar ortaya çıkmaktadır. Hayvancılıkta yem katkı maddesi olarak kullanılan antibiyotikler, bakterilerin bağışıklık kazanarak direnç göstermelerine neden olduğu için 2006 yılından itibaren kullanılmaları yasaklanmıştır. Konvansiyonel üretim şekli hayvan refahı açısından da birçok olumsuzluklar içermekte, hayvancılık işletmelerinde bronşit gibi solunum yolu hastalıkları daha fazla görülmektedir.
    Ekolojik olmayan besinlerle alınan tarım ilacı kalıntıları insan ve hayvan vücudunda yağ dokuda birikebilmekte, süt ile yeni doğan yavruya geçebilmekte ve başta kanser olmak üzere bir çok hastalığa neden olabilmektedir. Yoğun üretim yöntemlerinde hayvansal ürünlerde civa, nikel, kurşun, arsenik ve kadmiyum gibi ağır metal kalıntılarına rastlanabilmektedir. Bu metaller sınırlı düzeyde de olsa insan vücuduna alındığında dokularda birikim yapmakta, alerjilere, genetik mutasyonlara ve vücudun metabolik fonksiyonlarında değişikliklere ve vücuttaki düzeyleri belirli bir sınırı aştığında zehirlenmelere neden olabilmektedirler.
    Yoğun hayvansal üretimle ilgili tüm bu sorunlar yanında; gelişmiş ülkelerde hayvan haklarına gösterilen ilgi nedeniyle hayvan refahı giderek toplumsal düzeyde önem kazanmaktadır. Bu nedenle yakın bir gelecekte bu gün kullanılan yoğun üretim tekniklerinden vazgeçilmek zorunda kalınacaktır.
    Yukarıda sayılan nedenlerle, gelişmiş ülkelerde çevre ve insan sağlığı açısından önem taşıyan ekolojik tarım içerisinde ekolojik hayvancılığın geliştiği ve ekolojik hayvansal ürünlere talebin her geçen gün daha da arttığı gözlenmektedir. Türkiye’de ekolojik hayvancılıkla ilgili konulara değinmeden önce ülkenin mevcut hayvancılık durumuna bir göz atmak gerekir.





    Türkiye’de Hayvancılığın Genel Durumu

    Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hayvancılık; ekonomik, sosyal ve beslenme açısından büyük önem taşıyan vazgeçilmez bir sektördür. Hayvancılık, ülke ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunmakta, kırsal alanda istihdam yaratmakta ve önemli düzeyde katma değer sağlamaktadır. Halkımızın yeterli ve dengeli beslenmeleri, özellikle çocuklarda ve gençlerde sağlıklı bir zihinsel ve bedensel gelişme için mutlaka gerekli olan et, süt ve yumurta gibi ürünlerin üretilmesini sağlamaktadır. Et, süt, tekstil ve deri gibi çeşitli endüstri kollarına hammadde sağlamakta, yem, ilaç ve ekipman gibi yan sanayi kollarının kurulmasına ve gelişmesine yardımcı olmakta, ülke ihracat gelirlerine değişen oranlarda katkıda bulunmaktadır. Hayvan gübreleri bitkisel üretimde toprağın fiziksel yapısını iyileştirmede ve toprak verimliliğini artırmada etkilidir. Hayvancılık, tarım işletmelerinde özellikle kışın bitkisel üretim faaliyetlerinin olmadığı dönemde işletmedeki boş işgücünün değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır. Bitkisel üretim büyük oranda iklim koşullarına bağlı olduğu için, iklim koşullarından daha az etkilenen hayvancılık tarım işletmelerinin sigortası niteliğindedir.
    Ülkemizde hayvancılık sektöründe son yıllarda önemli değişimler olmuş, büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığımız önemli düzeyde azalmıştır. Birim hayvan başına verim miktarında artış olmakla birlikte birim hayvan başına verim düzeyi hala gelişmiş ülkelerin verimlerinin oldukça gerisindedir. Hayvancılıkta tavukçuluk hariç çeşitli nedenlerle üretimde beklenen artış sağlanamamıştır.
    Türkiye’nin 1970-2006 yılları arası dönemdeki hayvan varlığı incelendiğinde tavuk ve hindi hariç bütün türlerde önemli düzeyde bir azalma olduğu görülmektedir (Çizelge 1). Bu kadar hızlı bir düşüşün meydana getireceği üretim azalmasının hayvan başına verimdeki artışla karşılanması oldukça zordur.

    Çizelge 1: Türkiye Hayvan Varlığının Değişimi
    Tür 1970 2006 Değişim (%)
    Sığır 12 756 000 10 871 364 - 15
    Koyun 36 471 000 25 616 912 - 30
    Kıl keçi 15 040 000 6 433 744 -57
    Ankara Keçisi 4 443 000 209 550 -95
    Manda 1 117 000 100 516 -91
    Tavuk 32 313 000 286 121 360 + 785
    Hindi 2 023 000 3 226 941 + 60

    Ülkemizde büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren sürekli artış gösterirken, 1980’li yıllardan sonra ani bir düşüş göstermiştir. Bu düşüşe 1980-1985 yılları arasında hayvancılık istatistiklerinde yapılan yöntem değişikliğinin yanı sıra 1980 yılı sonrası yaşanan terör, göç ve uygulanan hayvancılık politikaları neden olmuştur.
    Çizelge 1’de görüldüğü gibi 1970-2006 yılları arasında sığır sayısı %15, manda sayısı %91, koyun sayısı %30 ve kıl keçi sayısı %57 azalmıştır. Ankara keçi sayısında ise bu düşüş %95 düzeyindedir. Belirtilen dönemde ülke nüfusu %100 artarken, kanatlı hariç diğer çiftlik hayvanlarının sayısının düşmesi düşündürücüdür. 2006 yılı itibariyle hayvan varlığımızın bölgelere göre dağılımı ise çizelge 2’de verilmiştir.

    Çizelge 2: Bölgelere göre hayvan varlığı, % (2006 yılı)
    Bölgeler Sığır Koyun Keçi Et
    tavuğu Yumurta tavuğu Hindi Arı
    Marmara 14.5 9.8 10.3 80.6 18.8 22.2 14.4
    Ege 14.3 10.1 14.1 8.2 30.0 40.1 20.5
    Karadeniz 19.0 5.7 2.6 2.8 11.0 3.5 19.1
    Akdeniz 7.8 6.2 24.0 2.7 5.7 3.1 9.6
    İç Anadolu 14.8 16.5 6.6 3.2 27.8 7.8 12.7
    Doğu Anadolu 23.5 37.4 22.9 2.4 3.3 7.4 13.4
    G.Doğu Anadolu 6.1 14.3 19.5 0.1 4.2 15.9 10.3
    Toplam (x 1000) 10 936 25 616 6 643 286 121 58 698 3 200 2 353


    Türkiye’de 2006 yılı itibariyle hayvan varlığının bölgelere göre dağılımı incelendiğinde sığır varlığının Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgesinde, Koyun varlığının Doğu Anadolu ve İç Anadolu bölgesinde, Keçi varlığının ise Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Et tavukçuluğunun %80’i Marmara bölgesinde, yumurta tavukçuluğunun ise yaklaşık %80’ni Ege, İç Anadolu ve Marmara bölgesinde yoğunlaşmıştır. Hindi üretimi daha çok Ege ve Marmara bölgesinde (%62) yapılmaktadır. Arıcılık ise Ege ve Karadeniz bölgesinde daha fazla yapılmakla birlikte diğer bölgelerde de üretim yapılmaktadır. Mera olanaklarının daha fazla olması nedeniyle geçmişte olduğu gibi günümüzde de Doğu Anadolu bölgesi ülkemizin hayvancılık bölgesi olma özelliğini sürdürmekte ve hayvancılık bu bölgede daha çok ekstansif olarak yürütülmektedir. Batı bölgelerimizde ise tavukçuluk ve entansif sığıcılık yapılmakta, sığırcılıkta kültür ırklarının kullanımı nedeniyle hayvan başına daha yüksek düzeyde verim elde edilmektedir. Batı bölgelerimizde silaj ve yem bitkileri üretimi daha yaygın olup, üretici daha örgütlü bir şekilde üretim yapmaktadır.
    2006 yılı verilerine göre sığır varlığımızın %25’i kültür ırkı, %43’ü kültür ırkı melezi ve %31’i ise yerli ırklardan oluşmaktadır. Koyun varlığımızın %3’ü kültür ırkı, %97’si ise yerli ırklardan, keçi varlığımızın ise tamamına yakını yerli ırklardan oluşmaktadır. Ülkemizde tavukçuluk dışında hayvansal üretimin düşük olmasının en önemli nedenlerinden biri hayvan varlığımızın hala önemli bir bölümünü olumsuz çevre koşullarına dayanıklı düşük verimli yerli ırkların oluşturması ve hayvanlara başta bakım ve besleme olmak üzere uygun çevre koşullarının sağlanamamasıdır.
    Ülkemizde toplam alanların %17’sini çayır mera alanları oluşturmakla birlikte bir çok bölgede yağış miktarının düşük olması, erken ve ağır otlatma nedeniyle meralarımızın verimi düşüktür. Kaliteli kaba yem açığının kapatılması için gerekli olan yem bitkileri üretimi ise son yıllarda yem bitkileri desteği sağlanarak bir miktar artış sağlanmakla birlikte toplam tarım alanlarının %3’ü düzeyinde olup, yeterli düzeyde değildir.
    Türkiye’nin kanatlı sektöründe en önemli paya sahip olan piliç eti üretimi 1980’li yıllarda entegre üretim tesislerinin çoğalması ve sözleşmeli üretim modelinin uygulanması ile önemli bir yapısal değişim göstermiştir. 1970-2006 arası dönemde diğer hayvan türlerinin sayısı düşüş gösterirken kanatlı üretiminin tamamına yakının (%99) oluşturan tavuk sayısı bu dönemde çok hızlı bir gelişme göstererek yaklaşık 9 kat artmıştır. Kanatlı eti üretiminin ikinci önemli dalı olan hindicilik ise 1995 yılından itibaren hibrit beyaz hindilerin ülkemize getirilmesi ve sözleşmeli üretim modelinin devreye sokulması ile hindi eti üretiminde gelişme sağlanmış, hindi sayısı 1970-2006 yılları arasında yaklaşık 1.5 kat artmıştır. 1980’li yıllardan sonra artan yumurta tavuğu sayısı 1999 yılında yaklaşık 72 milyona ulaşarak rekor düzeye çıkmış, daha sonra bir miktar düşüşle 60 milyona gerilemiştir. Et tavuğu sayısı ise sürekli artış göstererek 2006 yılında 286 milyona ulaşmıştır. Kanatlı hayvan türleri içerisinde çok düşük bir paya sahip olan kaz ve hindi sayısı ise yıllar itibariyle daha da düşüş göstermiştir.

    Çizelge 3: Türlere Göre Kümes Hayvanları Sayısı (adet)
    Yıl Yumurta Tavuğu Et Tavuğu Hindi Kaz Ördek Toplam
    1995 57 324 654 71 689 773 3 291 000 1 745 163 1 199 925 135 250 515
    1996 53 883 070 99 073 900 3 063 540 1 641 915 1 093 860 158 756 285
    1997 61 401 783 104 870 702 5 327 501 1 794 610 1 828 792 175 223 388
    1998 69 722 271 167 275 380 3 805 345 1 771 327 1 339 468 243 913 791
    1999 71 885 207 167 862 730 3 762 516 1 670 916 1 294 824 246 476 193
    2000 64 709 040 193 459 280 3 681 558 1 496 604 1 104 176 264 450 658
    2001 55 675 750 161 899 442 3 254 018 1 397 560 913 748 223 140 518
    2002 57 139 257 188 637 066 3 092 408 1 400 136 832 091 251 100 958
    2003 60 399 520 217 133 076 3 994 093 1 336 775 810 910 283 674 374
    2004 58 774 172 238 101 895 3 902 346 1 250 634 770 436 302 799 483
    2005 60 275 674 257 221 440 3 697 103 1 066 581 656 409 322 917 207
    2006 58 698 485 286 121 360 3 226 941 830 081 525 250 349 402 117

    1990’lı yıllarda piliç eti üretiminde de büyük yatırımlar yapılarak dünya standartları yakalanmış ve üretim sürekli artırılarak bu günlere gelinmiştir. 2006 yılı verilerine göre Türkiye Dünya piliç eti üretimi sıralamasında 18., yumurta üretiminde ise 14. sırada bulunmaktadır. Bununla birlikte tavukçulukta dış satım sınırlıdır. Türkiye’de tavukçuluğun tamamına yakını modern işletmelerde ve entansif şekilde yürütülmektedir. Türkiye’de yumurta, piliç ve hindi eti dışındaki kanatlı hayvanların üretimi ise küçük kapasiteli aile işletmelerinde gerçekleştirilmektedir. Ancak, tavukçulukta damızlık materyal, bazı yem ve yem katkı maddeleri ve ilaç gibi girdiler bakımından büyük oranda ithalata dayalı yürütüldüğü için üretim büyük oranda dışa bağımlıdır.

  2. #2
    akcabey
    Guest

    Cevap: Türkiye’de Ekolojik Hayvancılık Potansiyeli ve Geleceği

    İşletme Yapısı

    Hayvancılık için büyük bir potansiyele ve uygun iklim yapısına sahip olan ülkemizde üreticiler, genelde geleneksel, kendi kendine yeterliliği benimseyen kapalı sistem bir üretim modelini benimsemişlerdir. Türkiye’deki tarım işletmelerinin yapısal durumuna ilişkin bilgiler çizelge 4’de verilmiştir.

    Çizelge 4: Türkiye tarım işletmelerinin yapısı
    Genel sayım yılı Toplam tarım işletmesi sayısı Karma üretim yapan işletme sayısı Oran
    (%) Yalnızca hayvancılık yapan işletme sayısı Oran
    (%)
    1991 4 091 530 3 943 340 96.38 148 190 3.62
    2001 3 075 516 3 002 934 97.64 72 582 2.36

    Türkiye’de mevcut işletmelerin büyük çoğunluğu, ekonomik işletmecilikten uzak, orta ölçekli veya küçük aile işletmeciliği tarzındadır. Bu işletmelerde daha yüksek verim için uygun çevre koşulu sağlamak yerine mevcut koşullara uyum göstermek söz konusudur. İşletmelerin önemli bir bölümü yeterli alet ve ekipmandan yoksundur. Çizelge 4’de de görüldüğü gibi 2001 genel tarım sayımı sonuçlarına göre ülkemizdeki tarım işletmelerinin %97.6’sı bitkisel ve hayvansal üretimin birlikte gerçekleştirildiği karma üretim yapan işletmelerdir. Bu durum entansif tarım için bir dezavantaj iken, ekolojik hayvancılık açısından avantaj oluşturmaktadır.

    Türkiye’de Hayvansal Üretim

    Türkiye’de hayvansal üretimle ilgili istatistikler yeterince güvenilir değildir. Et üretimi ile ilgili istatistikler sadece mezbaha kesimleri ve kurban bayramındaki kesimleri içermektedir. Halbuki ülkede mezbaha dışı kesim yaygın olduğu gibi, kurban bayramı kesimlerini de doğru olarak ölçmek mümkün değildir. Süt üretimi ise sağılan hayvan sayısı ile hayvan başına süt verimi esas alınarak tahmin edilmektedir. Ülkemizde son 35 yılda kanatlı dışındaki hayvan sayıları önemli miktarda azalırken, sığırcılıkta birim hayvan başına verimde artış olduğu için sığır et (%181) ve süt (%75) üretimi artmıştır. Söz konusu dönemde tavuk eti 10 kat, tavuk yumurtası ise 7 kat artış göstermiştir (Çizelge 5).

    Çizelge 5: Türkiye hayvansal ürünler üretimi, ton




    Et Tür 1970 2005 Değişim (%)
    Sığır 114 493 321 681 + 181
    Manda 20 000 1 577 - 92
    Tavuk 97 320 936 697 + 862
    Keçi 59 000 12 390 - 79
    Koyun 267 000 73 743 - 72
    Hindi 4 660 42 709 + 816
    Toplam Et 571 695 1 559 925 + 173


    Süt Sığır 5 722 600 10 026 202 + 75
    Keçi 481 600 253 759 - 47
    Koyun 860 000 789 877 - 8
    Manda 279 000 38 058 - 86
    Toplam Süt 7 343 200 11 107 896 + 51
    Tavuk yumurtası 95 700 674 912 + 605

    1980-2005 yılları arasında, büyükbaş karkas ağırlığında %218, küçükbaş karkas ağırlığında ise %50 artış sağlanmıştır (Çizelge 6). 1980 yılında toplam kırmızı et üretim içerisinde sığır etinin payı %58 iken, 2005 yılında %79’a yükselmiştir. Mezbaha ve kombina kesimleri dikkate alınarak 2005 yılında kişi başı kırmızı et tüketimi ise 5.7 kg olarak hesaplanmaktadır. Bu değerler gelişmiş ülkelere göre çok düşüktür.

    Çizelge 6: Büyükbaş ve küçükbaş et üretimi

    Yıllar Büyükbaş Küçükbaş
    Kesilen hayvan sayısı (baş) Üretilen et
    (ton) Ortalama karkas ağırlığı
    (kg) Kesilen hayvan sayısı
    (baş) Üretilen et
    (ton) Ortalama karkas ağırlığı (kg)
    1980 1 917 910 119 350 62 6 766 120 84 645 12
    1985 2 217 241 267 661 121 9 302 620 142 945 15
    1990 2 372 247 327 974 138 9 885 517 148 345 15
    1995 1 859 080 298 545 161 6 336 290 116 240 18
    2000 2 125 101 358 683 169 7 277 022 132 532 18
    2002 1 784 217 329 260 185 4 692 858 91 282 19
    2004 1 866 445 366 966 197 4 504 485 80 015 18
    2005 1 639 440 323 276 197 4 834 047 86 133 18

    Şekil 1’de görüldüğü gibi 2005 yılı itibariyle toplam kırmızı et üretimimizin önemli bir bölümünü (%79) sığır eti oluşturmaktadır. Geçmiş yıllarda kırmızı et üretim ve tüketimi içersinde önemli bir paya sahip olan koyun-keçi eti tüketimi son yıllarda önemli düzeyde düşüş göstermiştir. Manda eti üretim ve tüketimi ise yok denecek kadar azdır. Dünya’da kırmız et üretimi içinde çok önemli bir paya sahip olan domuz etinin tüketimi ülkemizde dinen yasak olduğu için üretimi ve tüketimi çok düşüktür.

    Şekil 1:Toplam kırmızı et üretimi içerisinde hayvan türlerinin payı (2005)


    1970-2005 yılları arası dönemde inek başına süt verimi %197 artmıştır (Çizelge 7). Toplam süt üretimi içerisinde inek sütünün payı 1980 yılında %63 iken, 2005 yılında %91’ ulaşmıştır. Büyükbaş ve küçükbaş karkas ağırlığındaki artışlar besicilik yapan işletme sayısındaki artıştan, inek başına süt verimindeki artış ise kültür ırkı ve melez inek sayısındaki artıştan kaynaklanmıştır. Et ve süt üretimindeki artış, nüfus artış hızının gerisinde kaldığı için kişi başı kırmızı et ve süt tüketiminde son 30 yılda artış yerine düşüş yaşanmıştır. Kişi başı kırmızı et ve süt tüketimi gelişmiş ülkelerin çok gerisindedir.



    Çizelge 7: Büyükbaş ve küçükbaş süt üretimi

    Yıllar Büyükbaş Küçükbaş
    Sağılan hayvan sayısı (baş) Üretilen süt
    Miktarı
    (ton) Ortalama süt verimi
    (lt) Sağılan hayvan sayısı
    (baş) Üretilen süt miktarı
    (ton) Ortalama süt verimi (lt)
    1995 6 007 958 9 389 846 1 563 24 170 077 1 211 707 50
    2000 5 349 171 8 799 371 1 645 19 712 866 994 590 50
    2005 4 036 302 10 064 260 2 493 12 593 084 1 043 636 83

    Türkiye’de 1995-2005 yılları arasında piliç eti üretimi %242 artarak 2005 yılında kişi başı piliç eti tüketimi 13.6 kg’a ulaşmıştır (Çizelge 8 ve 9). Türkiye’de son yıllarda kırmızı et tüketiminde önemli düşüşe karşılık, tavuk eti tüketiminde önemli artış gözlenmektedir. Yılda kişi başı yumurta tüketimi 1990 yılında 136 adet iken 2005 yılında 167 adete yükselmiştir. Daha ucuz olan ve tüketici tarafından daha sağlıklı kabül edilen kanatlı eti tüketiminin önemli düzeyde artması kırmızı et üretim ve tüketimini önemli düzeyde düşürmüştür.

    Çizelge 8: Kanatlı Eti Üretimi (ton) ve Yumurta Sayısı (1000 adet)
    YIL Et Tavuğu Yumurta Tavuğu Hindi Kaz Ördek Toplam
    et üretimi Yumurta üretimi
    1995 270 445 11 593 - 464 - 282 038 10 268 668
    1996 406 698 13 910 1 027 97 266 422 367 9 787 220
    1997 464 928 6 487 376 106 40 471 927 12 089 341
    1998 476 719 9 990 702 24 24 487 542 13 887 864
    1999 589 981 6 898 12 744 13 5 609 653 14 090 023
    2000 639 342 4 114 19 274 13 4 662 748 13 508 586
    2001 612 744 2 001 15 125 13 5 629 888 10 575 046
    2002 694 060 2 127 30 401 21 6 726 607 11 554 910
    2003 862 956 9 463 32 801 51 10 905 252 12 666 782
    2004 866 862 9 912 37 623 5 10 914 458 11 055 557
    2005 925 900 10 797 42 709 464 2 979 412 12 052 455

    Dünya’da olduğu gibi ülkemizde de kanatlı eti üretimi ve tüketimi içerisinde son yıllarda çok önemli artışlar sağlanmıştır. 2005 yılı itibariyle toplam et üretimimizin önemli bir bölümünü (%67) kanatlı eti, kanatlı etinin de önemli bir bölümünü (%94.5) tavuk eti oluşturmaktadır. Kanatlı etini sırasıyla sığır, koyun ve keçi eti izlemektedir.

    Şekil 2: Toplam et üretimi içerisinde hayvan türlerinin payı (2005)












    Ülkemizde 1970-2005 yılları arası dönemde kişi başı hayvansal ürün tüketimi ile ilgili bilgiler çizelge 9‘da verilmiştir.

    Çizelge 9: Türkiye’de kişi başı hayvansal ürün tüketimi (1970-2005)

    Hayvansal Ürün Yılda kişi başı tüketim miktarı
    1970 2005
    Kırmızı et, kg 12.9
    15.8 5.7
    19.30
    Kanatlı eti, kg 2.9 13.6
    Süt, lt 206 154
    Yumurta, adet 48 167

    Çizelge 9‘da da görüldüğü gibi 35 yıllık dönemde gelişmiş ülkelere oranla düşük olan kırmızı et ve süt tüketimi artış yerine düşüş göstermiş, kanatlı eti ve yumurtası tüketiminde ise önemli artışlar sağlanmıştır. Bu nedenle ülkemizde son yıllarda daha çok kanatlı sektörünün gelişme gösterdiği, yapılan tüm çalışmalara rağmen hayvancılıkla ilgili doğru ve uzun vadeli politikalar uygulanmadığı için kırmızı et ve süt tüketiminde beklenen ve istenen gelişme sağlanamamış, son 35 yılda su ürünleri hariç kişi başı hayvansal ürün tüketiminde sadece 3 kg’lık bir artış sağlanabilmiştir. Bu nedenle, günümüzde insanlarımızın sağlıklı ve dengeli beslenmesinde önemli bir yeri olan hayvansal ürünlerin kişi başı tüketim miktarı gelişmiş ülkelerdeki düzeye çıkarılamamıştır. Bununla birlikte, son yıllarda ülkemizde hayvan yetiştiricilerinin örgütlenmesinin, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından yem bitkileri üretimi ve hayvancılıkla ilgili desteklerin artırılmasının, hayvansal üretimde olumlu gelişmelere neden olduğu gözlenmektedir. Ancak, hayvansal üretim ve tüketim düzeyinin artırılması ve gelişmelerin kalıcı olabilmesi için bu desteklerin artırılarak devam etmesi, uzun süreli hayvancılığı geliştirme politikası ile desteklenmesi gerekmektedir.

  3. #3
    akcabey
    Guest

    Cevap: Türkiye’de Ekolojik Hayvancılık Potansiyeli ve Geleceği

    Ekolojik Hayvancılık
    Ekolojik hayvancılık; çiftlik hayvanlarına doğal davranışlarının tüm hallerini göstermelerine izin veren, ekolojik yemlerle beslenen, verimi artırmak amacıyla hormon, antibiyotik vb katkıları kullanılmayan, tüketicilere daha sağlıklı ürünler sunan, çevre dostu bir üretim şeklidir.
    Hayvan yetiştiriciliğinin toprak ve bitkisel üretim ile ilişkisinin kesilmesi, hayvanların kendi doğasına karşı olup, aynı zamanda hayvan yemlerinin güvenilebilir kaynaklardan karşılanmasında sorun yaşanmakta ve üretilen hayvan gübresi büyük oranda çevre kirliliğine neden olmaktadır. Ayrıca, hayvancılığa yer verilmeden ekolojik tarımın yapılması mümkün görülmemektedir. Çünkü, işletmeye organik gübre sağlamak, bitkisel üretime yem bitkileri münavebesi getirmek toprağı zenginleştirmektedir. Bu nedenle ekolojik tarım bitkisel ve hayvansal üretimi birlikte içeren karma bir sistemdir.
    Ekolojik üretim, tarımda daha çok bitkisel üretim dallarında ortaya çıkmış, giderek yaygınlaşmaya başlamıştır. Ancak, gelişmiş ülkelerde tüketicilerin bitkisel ürünlerde olduğu gibi besin güvenirliliği yüksek hayvansal ürünleri tercih etmeye yönelmeleri, çevre bilinci ve hayvan haklarına duyarlılığın artması nedeniyle ekolojik tarımda ekolojik hayvancılık süreci başlamıştır.
    Ekolojik ürünlerin tüketicilerce talep edilmelerinde kişisel sağlığa ve özellikle çocukların sağlığına verdikleri önem ilk sırada yer almaktadır. AB’ne üye ülkelerde ekolojik ürünlerin tercih nedenlerini belirlemek amacıyla yapılan bir anket çalışmasında, sağlığın ilk sırada yer aldığı görülmüş, onu çevre bilinci, ürün lezzeti ve hayvan haklarına duyarlılık izlemiştir.
    Gelişmiş ülkelerde ekolojik tarımda bitkisel üretim yanında hayvansal üretimde de önemli gelişmeler sağlanmıştır. Ekolojik hayvansal ürünlerin üretim ve tüketim düzeyi her geçen gün artış göstermektedir. ABD ve AB gibi gelişmiş ülkelerde ekolojik süt ve süt ürünleri toplam süt üretimi içinde %2-17 oranında bir paya sahiptir. AB ülkelerinden Danimarka ve Avusturya, ekolojik süt sığırcılığının en yaygın olduğu ülkelerdendir. AB ülkelerinde ekolojik süt ve süt ürünlerinin fiyatları konvansiyonel ürünlere oranla %10-20, ekolojik et ve et ürünleri fiyatları ise %50 daha yüksektir. Gelişmiş ülkelerde ekolojik hayvansal ürünlerin üretimi ve tüketimi büyük oranda desteklenmektedir. Özellikle bebek mamalarının hazırlanmasında ekolojik ürünler tercih edilmektedir. Ekolojik hayvansal ürünlerin %60’ı ekolojik ürün mağazalarında, %20’si süpermarketlerde ve %20’si ise doğrudan satış yoluyla pazarlanmaktadır.


    Türkiye’de Ekolojik Hayvancılık

    Dünya’da ekolojik tarımda bitkisel üretim yanında hayvansal üretimde de önemli gelişmeler sağlanmış, özellikle süt, et, yumurta ve bal üretiminde önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Ülkemizde ise ekolojik tarım ilk 1984 yılında geleneksel ihraç ürünlerimizden kuru üzüm ve kuru incir ihracatı ile başlamış ve daha sonraki yıllarda hızla gelişme göstererek günümüzde 200 ürüne ulaşılmıştır. Ancak, üretilen ekolojik ürünlerin tamamına yakını başta ABD, AB ülkeleri ve Japonya olmak üzere gelişmiş ülkelere ihraç edilmekte ve arı ürünleri hariç ihraç edilen ürünlerin tamamını bitkisel ürünler oluşturmaktadır. Bununla birlikte, son yıllarda iç pazarda ekolojik ürünlere ilgide artış gözlenmektedir.
    Ülkemizde, ekolojik tarım ihracata dayalı olarak gelişim göstermiştir. Ancak, arı ürünleri dışındaki ekolojik hayvansal ürünlerin ihracat şansı düşüktür. İç pazarda ise tüketici bilinci ve alım gücü yetersizdir. İç pazardaki talep yetersizliği nedeniyle bal dışındaki ekolojik hayvansal ürünlerin üretimi ve tüketimi çok düşük düzeydedir. Bu nedenle ülkemizde ekolojik hayvancılığın gelişebilmesi için mutlaka desteklenmesi gerekmektedir. Ülkemiz hayvan sayısı bakımından büyük bir potansiyele sahip bulunmakta, tavukçuluğun tamamına yakını, süt sığırcılığının ise bir bölümü hariç diğer hayvancılık dallarında üretim daha çok ekstansif koşullarda yapılmaktadır. Bir çok hayvancılık dalında girdi kullanımı oldukça düşük olduğu için birim hayvan başına verim ve yetiştiricinin gelir düzeyi de düşüktür. Koyun ve keçi gibi hayvan türlerinin yetiştiriciliği daha çok meraya dayalı olarak yürütülmekte ve çoğu bölgemizde hayvanların yem gereksinimlerinin %80-90’ı çayır, mera ve yayla gibi doğal otlatma alanlarından karşılanmaktadır. Yetiştiricilik genellikle hastalıklara karşı dayanıklı, düşük verimli yerli ırklarla yürütülmektedir. Ülkemizde ekolojik hayvancılık potansiyeli oldukça yüksek olmakla birlikte ne yazık ki bu potansiyelden yeterince yararlanılmamaktadır.
    Başta Doğu Anadolu Bölgesi olmak üzere yoğun tarım ve sanayi nedeniyle kirlenmemiş bölgeler ekolojik hayvancılık açısından büyük önem taşımaktadır. Fakat, ülkemizdeki bazı hayvan hastalıkları nedeniyle hayvansal ürünlerin ihracatında sorunlar bulunması, iç piyasada ise tüketicinin alım gücü ve tüketici bilincinin düşük olmasına bağlı talep yetersizliği ekolojik hayvancılığın gelişimini olumsuz etkilemektedir. Ancak, sadece ihracat açısından değil, çevre ve ekolojinin korunması ve ülkemiz insanlarının da daha sağlıklı hayvansal gıdalarla beslenebilmeleri için ekolojik hayvancılık konusundaki araştırma ve üretim çalışmalarının desteklenmesi ve artırılması gerekmektedir. Ekolojik hayvancılık potansiyelimizin iyi değerlendirilmesi halinde hayvansal üretimdeki dezavantajımızın ekolojik hayvancılık ile avantaja dönüştürülme şansı bulunmaktadır.
    Günümüzde ülkemizde ekolojik hayvancılık yapan işletme sayısı yok denecek kadar azdır. Bununla birlikte son yıllarda Doğan Holding tarafından Kelkit Havzasında başlatılan Ekolojik Süt Sığırcılığı Projesi ülkemizde ekolojik hayvancılık konusunda yürütülen en büyük ulusal projedir. Buğday ekolojik yaşamı destekleme derneği ise ekolojik tarım turizmi konusunda örnek bir proje yürütmektedir. Ekolojik hayvansal üretim yapan sertifika almış çiftçi sayısı, yetiştirilen hayvan türleri ve hayvan sayıları Çizelge 10’da görülmektedir. Çizelgede de görüldüğü gibi ülkemizde önemli miktarda ekolojik bal üretilmekte ve ihraç edilmekle birlikte, ekolojik et ve yumurta üretimi çok düşük düzeydedir.

    Çizelge 10: Ülkemizde ekolojik hayvancılık üretim verileri (2006)

    Hayvan türü Çiftçi sayısı Hayvan sayısı Hayvansal ürün Üretim miktarı
    Süt sığırı
    3 844 baş Süt 2.875 ton
    Buzağı 250 baş
    Et sığırı 144 baş
    Et
    12.39 ton
    Koyun 2 10.199 baş
    Kuzu 270 baş
    Yumurta tavuğu 1 2.700 adet Yumurta 241 940 adet


    Arı

    122 26 596 kovan Bal 636.48 ton
    Polen 3.25 ton
    Arı sütü 1 kg
    Bal mumu 580 kg
    Propolis 20 kg


    Çayır-Meralar ve Ekolojik Hayvancılık

    Ekolojik hayvancılıkta çayır, mera ve yayla gibi doğal otlatma alanları büyük önem taşımaktadır. Türkiye’de 2004 yılı FAO istatistiklerine göre 9 milyon ha çayır-mera alanı bulunmaktadır Çayır mera alanlarının toplam alan içindeki oranı %17 civarındadır. 1998 Şubat ayında kabul edilen 4342 sayılı mera kanunu ve kanuna dayalı yönetmelik ve tebliğlerin yürürlüğe girmesiyle birlikte, mera çalışmaları başlamış ve illerde kurulan mera komisyonu ve teknik ekipler meraların tespit, tahdit ve tahsis çalışmalarına devam etmektedir. Tüm illerde yürütülmesi planlanan Havza Geliştirme Projeleri’ne bir başlangıç olarak 9 ilde pilot projeler başlatılmıştır.
    Mera kanunu ile mera, yaylak ve kışlaklar ile ilgili yasal boşluk ortadan kaldırılmış, kullanıcılara yetki ve sorumluluk getirilmiş, her düzeyde örgütsel altyapı oluşturulmuş ve amenajman ve ıslah çalışmaları başlatılmıştır. Diğer taraftan, 1980’li yıllarda başlayan canlı hayvan ihracatı ve ardından yapılan hayvansal üretim ithalatları sonucunda hayvansal üretimde uğranılan zararlar dolayısıyla hayvan sayısında ciddi düşüşler olmuştur. Büyükbaş hayvan sayısında görülen azalmanın yanında meralar üzerinde ağır yük oluşturan koyun ve keçi sayısı bariz oranlarda düşmüştür. Halen bilinçsiz ve zamansız otlatma önemli bir sorun olarak devam etmekle birlikte meralar üzerinde aşırı otlayan hayvan sayısından kaynaklanan problemlerde hafifleme görülmektedir. Doğu, Güneydoğu ve Orta Anadolu bölgelerinde meralarda koyun, diğer bölgeler ve düz ve ovalık kesimlerde sığır yetiştiriciliği ön plana çıkmaktadır. Keçi ise sadece engebeli arazilerde varlığını koruyabilmektedir. Yine bu süre zarfında yaşanan köyden kente göç nedeniyle meralar üzerinde baskının azaldığı, metruk alanlarda mera vejetasyonu oluştuğu görülmektedir.
    Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde halen çok geniş miktarlarda köylere tahsisli mera alanı ve hazine arazisi özelliğinde mera alanları bulunmaktadır. Özellikle tespit, tahdit ve tahsis işlemleri bitmiş meralara sahip köylerde ve havza geliştirme projelerinin uygulandığı alanların ekolojik sertifika kapsamına alınması ve bu alanlarda meraya dayalı ekolojik hayvancılığa geçilmesi mera kalitesini artıracak ve sürdürülebilir kullanımını sağlayacaktır. Bu tür alanlarda ekolojik tarım kuralları ve mera kanunu çerçevesinde mera idaresi uygulanacaktır. Köy tüzel kişiliği, kooperatifler, birlikler ve özel sektörün katılımıyla köy ve havza ölçeğinde uygulanacak ekolojik hayvancılık projeleri ile hem doğal kaynakların korunması sağlanacak hem de üreticilerin geliri artacaktır.
    10 Haziran 2005 tarihli “Ekolojik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik” hükümlerine göre; ekolojik üretim kapsamındaki aynı türdeki hayvanların barınaklarının ayrı olması ve konvansiyonel üretim yapılan hayvanlarla aynı anda merada otlamaması gerekmektedir.
    Köy ve havzaya dayalı projelerin uygulanmasında ve denetiminde eğitim ve organizasyon çalışmaları büyük önem taşımaktadır. Ekolojik hayvancılıkta meralardan yararlanmanın mümkün olmadığı kış aylarındaki yem açığının kapatılması için tarla alanlarında ekolojik yem bitkileri yetiştirilmesi gerekmektedir. Halen Türkiye’de yonca, korunga ve fiğ türleri ekolojik yem bitkisi olarak yetiştirilmektedir. Ekolojik yem bitkileri yetiştiriciliği geleneksel yetiştiricilikten toprak hazırlığı, ekim, gübreleme, sulama, hastalık, zararlı ve yabancı otlarla mücadele açısından farklılık göstermesine rağmen yetiştirilen bitkilerin özelliği dikkate alındığında çok az girdi kullanılarak ve ufak değişikliklerle ekolojik üretime geçilebilmektedir.
    Ülkemizde üretilen kaba yemin % 35’inin mera alanlarından, % 46’sının sap-samandan, % 8’inin çayırlardan, % 8’inin çeşitli sanayi artıklarından sağlandığı, yem bitkileri kuru otu payının ise sadece % 3 olmasına rağmen son dönemdeki uygulanan politika ve destekler sonucu yem bitkileri ekim ve üretiminde önemli artışlar sağlanmıştır. Halen tarla alanlarının %3.1‘inde yem bitkileri üretimi yapılmaktadır. Yapılan projeksiyonlarla bu oranın %30 çıkması hedeflenmiştir.
    Ülkemizin çok değişik iklim ve toprak yapısı dikkate alındığında bir çok bölgede yem bitkileri ana ürün, ara ürün, yan ürün veya ikinci ürün olarak yetiştirilebilmektedir. Yine yağışın yeterli olduğu sahil bölgelerinde veya sulanabilen alanlarda kışlık ve yazlık olmak üzere üretim yapılabilmektedir. Bölge özelliği ve ihtiyaca göre yonca, çayır üçgülü, ak üçgül, korunga, fiğ, silajlık mısır ve sorgum türleri yetiştirilebilmektedir. Tek yıllık üçgüller, gazal boynuzu, yumak, ayrık ve brom gibi buğdaygillerin ise henüz üretimi gerçekleşmemektedir. Münavebede kendisinden sonra gelen bitkilerde görülen hastalık ve zararları azaltmaları ve baklagil türlerinin nitrojen fiske ederek toprak verimliliğini artırması dolayısıyla yem bitkiler yetiştiriciliği ekolojik bitkisel üretim için de gerekli olmaktadır. Karlı bir ekolojik hayvansal üretim ayrıca ekolojik yem bitkileri tarımının gelişmesine katkıda bulunmaktadır.
    Ekolojik hayvansal üretimde ekolojik besleme sağlanmadıkça sağlıklı bir üretim mümkün olmamaktadır. Bir çok sağlık problemi hayvan beslenmesiyle ilgilidir. Ekolojik hayvansal üretimde maliyetlerin düşürülmesi açısından da yem, çayır-meralardan kendi işletmelerinden sağlanması gerekmektedir. Bu amaçla yasal düzenlemeler ile özel mera tesisine imkan tanınması ekolojik hayvansal üretimin gelişmesine yardımcı olacaktır. Yine ekolojik hayvancılığın havza bazında düşürülmesi ve agro-eko turizm çalışmalarıyla birlikte götürülmesi üretilen ürünlerin mahalli olarak tüketilmesi ve yerel kalkınma için daha fazla katma değer yaratılmasını sağlayacağı öngörülebilir. Üretilen et ve et ürünlerinin mahalli tüketiminin artırılması, mahalli markaların yaratılması ile hem yerel ırkların kullanılarak gen kaynaklarının muhafaza edilmekte hem de ekonomik olarak karlı ve sürdürülebilir üretim sağlanabilmektedir. Ekolojik hayvansal üretimin uzun vadede dış pazarda rekabet edebilir bir sektör haline gelebilmesi için iç pazarda araştırma, denetim ve pazarlama açısından güçlü ve dünya standartlarının uyumlu ve güvenilir bir üretim alt yapısının oluşması gerekmektedir.

    Turizm ve Ekolojik Hayvancılık

    Türkiye Turizm stratejisi (2023) dokümanı, turizmde ürünün çeşitlendirilerek sezonun bütün yıla yayılması ve sürdürülebilir turizmin tanıtılarak eko turizm, kırsal turizm ve agro-turizm konularında kamu, özel ve sivil toplum kuruluşlarının bilinçlendirilmesi ilkesini kabul etmektedir. Bu kapsamda bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi, yoksullukla mücadele ve istihdam olanaklarının geliştirilmesi konusunda turizm güçlü bir planlama aracı olarak kabul edilmektedir. Altyapı geliştirmeye yönelik çalışmalar kapsamında özel sektörün alternatif konaklamaya yönelik kırsal turizm tesislerinin desteklenmesi planlanmaktadır. Bu amaçla agro-turizm konusunda eylem planın hazırlanması ve yöre halkına pansiyonculuk eğitimi verilmesi planlanmaktadır. Kitlesel tatil turizminin doygunluk noktasına ulaştığı Antalya-Muğla-Aydın kıyı kesimlerinin gerisinde kalan alanlarda bile turizmi çeşitlendirmek amacıyla çiftlik turizmi, ekolojik tarım, hobi bahçeleri ve butik villa bahçeleri yapılması hedeflenmektedir. Yine strateji kapsamında Türkiye için önerilen 9 tematik bölgenin tamamında eko-turizm ve kırsal turizm bileşenleri bulunmaktadır. Doğa temelli turizmin planlı gelişmesi açısından belirlenen eko turizm bölgelerinde doğal kaynakların kullanımında sürdürülebilirlik ilkesine bağlı kalmak ve biyolojik çeşitliliği koruyarak eko-turizmin yaygınlaştırılması hedeflenmektedir. Bu bölgelerde doğaya uygun yerel mimari özellikleri taşıyan yapılar, pansiyonculuk, agro turizm faaliyetleri, el sanatları ve yöresel ürünlerin değerlendirilmesi öngörülmektedir. Eko turizm uygulanacak yörelerde-Karadeniz Bölgesinde yer alan Bolu, Zonguldak, Bartın, Kastamonu ve Sinop illerini kapsayan bölge, Antalya’nın iç kesimlerine doğru doğusu, Torosların eteklerinde Antalya ve Mersin’in birleştiği alanlar ve GAP koridoru ile Kış Koridorunu birleştiren GAP Eko-turizm koridoru- uygulanacak olan ve içinde ekolojik hayvancılığında yer aldığı agro-turizm projeleri ile üretim çeşitliliği artırılarak ekonomik istikrar sağlanacaktır. Bu kapsamda uygun alanlarda kültür köyleri belirlenecek ve buralarda tarıma ilaveten pansiyonculuğun gelişmesi sağlanacaktır. Yöre halkına pansiyonculuk ve doğa turizmine yönelik eğitim verilecektir. Ekolojik hayvancılık işletmeleri bu durumda agro turizmin temel bileşenini oluşturacaktır.

  4. #4
    akcabey
    Guest

    Cevap: Türkiye’de Ekolojik Hayvancılık Potansiyeli ve Geleceği

    Kırsal Kalkınma ve Ekolojik Hayvancılık

    Tarım sektörünün ve kırsal alanın, kalkınma plan ve stratejileri doğrultusunda geliştirilmesi ve desteklenmesi için gerekli politikaların tespit edilmesi ve düzenlenmesini amaçlayan 5488 no.lu Tarım Kanunu (25.4.2006 gün ve 26149 sayılı Resmi Gazete) üretici örgütlerinin ve sözleşmeli üretimin desteklenmesini öngörmekte ve ekolojik üretim desteğini tarımsal destekleme araçları arasında saymaktadır. Entegre İdare ve Kontrol Sistemleri ve Çiftlik Muhasebe Veri Ağı Sistemlerinin kurulmasıyla birlikte ekolojik hayvancılığın gelişmesi için yapıcı yasal ve idari alt yapı oluşacaktadır. Ekolojik hayvancılık işletmeleri böylelikle planlama, üretim ve pazarlama açısından güçlü durumda olacak ve piyasa şartlarına karşı esneklik kazanabilecektir. II. Tarım Şurasında ekolojik tarım detaylı olarak tartışılmakta ve ekolojik hayvancılığın gelişmesi için önerilerde bulunulmaktadır. Tarım Şurası sonucu hazırlanan 2006-2010 tarım Stratejisi belgesinde hayvancılık işletmelerinin modernizasyon destekleri ile çevresel önlemlere yönelik tedbirlerin uygulamaya konulacağı belirtilmektedir. 2006 Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejisi Belgesinde tüketici bilincin gelişmesi ve sağlıklı, kaliteli ve ekolojik ürünlere olan talebin, kırsal turizm talebinin ve çevrenin korunması ve geliştirilmesi konusunda ilginin arttığı vurgulanarak çevreci tarım uygulamalarının geliştirilmesi öncelikli stratejik amaç olarak kabul edilmektedir. Bu stratejik amaç çerçevesinde entegre tarım havzaları programlarının geliştirilmesine ve ekolojik tarım uygulamalarının yaygınlaştırılmasına yönelik faaliyetlere destek sağlanması planlanmaktadır.
    Ulusal kanun, strateji ve planlarda yer alan öncelik ve uygulamalar ve AB uygulamaları dikkate alındığında ekolojik hayvancılığın gelişmesi ve sürdürülebilir ve güçlü bir sektör haline gelebilmesi için gerekli şartların oluşması beklenmektedir.


    Türkiye’de Ekolojik Hayvancılığın Sorunları

    Türkiye’de ekolojik hayvancılık potansiyeli yüksek olmakla birlikte bazı önemli sorunları aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
    Ekolojik hayvansal ürünlerin ihracatında sorun olması, iç pazarda ise tüketici bilinci ve alım gücünün düşük olması nedeniyle ekolojik hayvansal ürünlere talep yetersizdir. Ekolojik hayvansal ürünlerin üretimi çok az ve fiyatları yüksektir. Başta yem olmak üzere ekolojik hayvancılıkta girdi temini konusunda önemli sorun bulunmaktadır. Ekolojik hayvancılık potansiyeli yüksek olmakla birlikte üretici ve tüketici bilinci yeterli düzeyde değildir. Hayvancılık işletmelerinde ekolojik hayvancılık için bakım, besleme, barındırma ve sağlık konusunda alt yapı, bilgi ve teknik eleman yetersizliği vardır. Üretici örgütlenmesi ve kalite-kontrol hizmetleri yetersizdir. Aracı sayısının çok olması üreticinin ürünlerini ucuza satmasına, tüketicinin ise yüksek fiyatla ürün tüketmesine neden olmaktadır. Hayvancılık işletmelerinde sürü büyüklüğü ve kapasite genelde düşük olup, geçimlik üretim esas alınmaktadır. Üretimin düşük olması, sertifikasyon hizmetleri, ürün işleme ve pazarlamada maliyetleri artırmaktadır. Ekolojik hayvancılığa geçiş bazı sektörleri (tarımsal ilaçlar, veteriner ilaçları, kimyasal gübre, karma yem ve katkı maddeleri, et ve süt entegreleri) ve bu sektörlerin ekolojik hayvancılığa bakışını olumsuz etkilemektedir. Ekolojik hayvancılık konusunda üretim ve araştırma çalışmaları ve bu çalışmalara verilen destekler yetersizdir. AB ülkelerinde ekolojik tarımın hızlı ve başarılı bir şekilde gelişmesinde üreticilere sağlanan maddi desteğin etkisi büyüktür. Tüketici ekolojik ürünler konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığı için, talep ve tüketim olumsuz etkilenmektedir. Ekolojik tarım ve hayvancılık konusunda ilköğretimden Üniversitelere kadar tüm eğitim kurumlarında eğitim çalışmaları yetersizdir. Tarım Bakanlığına bağlı araştırma enstitüleri ve üniversitelerde ekolojik hayvancılık konusunda çalışmalar yok denecek kadar azdır. Ekolojik hayvansal ürünlerin ihracat şansının çok düşük olması ülkemizde ekolojik hayvancılığın gelişimini, tüketicilerin ekolojik ürünler konusunda güvensizliği de iç pazarda talebi olumsuz etkilemektedir.



    Türkiye’de Ekolojik Hayvancılığın Sorunları İçin Çözüm Önerileri

    AB ve diğer gelişmiş ülkelere ekolojik hayvansal ürünlerin ihracatındaki engeller nedeniyle ekolojik hayvancılıkta hedef daha çok iç pazara yönelik olmalıdır. Ekolojik hayvansal ürünlerin üretimi ve tüketiminin artırılması için üretim desteklenmeli, tüketiciyi bilinçlendirici çalışmalar yapılmalı ve iç talep oluşturulmalıdır. Ekolojik hayvansal ürünlerin pazarlanmasında sorun yaşanmaması için üretim, tüketime paralel olarak artırılmalıdır. En iyi üretici örgütlü üreticidir. Bu nedenle, ekolojik hayvancılık yapan işletmelerin örgütlenmesi sağlanmalı ve teşvik edilmelidir. Ekolojik hayvancılık işletmelerinin küçük olması nedeniyle çevrede konvansiyonel tarım yapan işletmelerden etkilendiği için orta ve uzun vadede işletme büyüklüğünü artırıcı önlemler alınmalıdır. Ekolojik hayvancılıkta temel yem kaynaklarından birini meralar oluşturduğu için mera yasası ile ilgili yeni düzenlemeler yapılmalı, özel şahıslara ait mera alanı oluşturulabilmesine imkan tanınmalıdır. Ekolojik tarım ve hayvancılık konusunda eğitimli ara eleman ve uzman sayısı yetersiz olduğu için, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ve üniversiteler tarafından ekolojik tarım ve hayvancılık konusunda kurs, seminer, panel, sempozyum ve kongreler düzenlenmeli, tüketiciyi bilgilendirici yazılı ve görsel yayınlar artırılmalı, ücretsiz danışma hatları oluşturulmalı, eğitim programlarında ekolojik tarım ve hayvancılıkla ilgili konulara daha geniş yer verilmelidir. Ekolojik hayvancılık konusunda yapılan araştırmalar artırılmalı ve desteklenmelidir. Ekolojik hayvancılık yapan işletmeler teşvik edilmeli, tüketicilerin ekolojik hayvansal ürünler konusundaki bilgi eksikliği giderilmeli, tüketiciyi bilgilendirici tartışma programlarına daha geniş yer verilmeli, özellikle bebekler ve ilköğretim çağındaki çocuklarda ekolojik hayvansal ürünlerin tüketiminin artırılması için devletçe destek sağlanmalıdır. Yasal düzenleme yapılarak (0-6 yaş) çocukların beslenmesi ve hastane gibi sosyal hizmet kurumlarında ekolojik ürünlerin kullanılması zorunluluk haline getirilmelidir. Denetim ve sertifikasyon işlemlerinde maliyetlerin düşürülmesi ve dışa bağımlılıktan kurtulmak için uluslar arası akredite yerli sertifika kuruluşlarının sayısı artırılmalıdır. Son yollarda dünyada ve ülkemizde gelişme gösteren agroturizmin teşvik edilmesi ile ekolojik tarım ve hayvancılığın gelişimini olumlu yönde etkilenecektir. Ekolojik hayvancılık için yerli ırklardan da yararlanılmalı, ekolojik yem üretimi desteklenmelidir. Türkiye’de ekolojik hayvancılık potansiyeli daha yüksek olan Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Akdeniz bölgesinde öncelikle ekolojik koyun ve keçi üretimine geçilmelidir. Ekolojik hayvansal ürünlerin tüketiminin artırılması için tüketici güveninin sağlanması açısından kontroller düzenli olarak sürdürülmeli ve bu ürünler için farklı etiketleme uygulanmalıdır. Ekolojik hayvansal ürünler için iç ve dış pazar araştırmaları yapılmalıdır.

    Sonuç
    Türkiye ekolojik hayvancılık açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Hayvancılık daha çok ekstansif olarak yapılmakta bu nedenle bir çok hayvancılık dalında çok düşük girdi kullanılmaktadır. Koyun ve keçi yetiştiriciliği daha çok meraya dayalı olarak yürütülmekte ve çoğu bölgemizde hayvanların yem gereksinimlerinin %80-90’ını mera ve yayla gibi doğal otlatma alanlarından karşılanmaktadır. Yetiştiricilik, genellikle hastalıklara karşı dayanıklı yerli ırklarla yürütülmektedir. Birim hayvan başına verim ve yetiştiricinin gelir düzeyi düşüktür. Kırsal kesimde gelir düzeyinin düşüklüğü köyden kente göçü artırmakta, kentlerde plansız aşırı nüfus artışı bir dizi sosyal ve kültürel sorunlara neden olmaktadır.
    Ülkemizdeki hızlı nüfus artışı, iç tüketim için daha fazla üretim yapılmasını zorlamakta, gelir düzeyinin düşüklüğü nedeniyle daha ucuz gıdaların üretilmesi gerektiği için hayvansal üretimde modern teknolojilerin kullanımı zorunlu hale gelmektedir. Bu nedenle, iç tüketim için ekolojik hayvansal ürünler üretmenin bu gün için yeterli düzeyde çekici olmadığı söylenebilir. Bilindiği gibi ülkemizde ekolojik tarım gelişmiş dış ülkelerin talebi ile ihracata yönelik olarak gelişme göstermiştir. Ancak, ülkemizdeki bazı hayvan hastalıkları nedeniyle ekolojik hayvansal ürünlerin ABD ve AB gibi gelişmiş ülkelere ihracat şansı düşük olduğu için üretimde ana hedef iç pazar olmalıdır. İç pazarda tüketici bilinci ve alım gücünün düşük olması ekolojik hayvansal ürünlere talebi engelleyen en önemli etmendir. Bu nedenle başta bebekler ve çocuklar olmak üzere sağlıklı nesillerin gelişimi için sağlıklı hayvansal ürünlere gereksinim bulunduğundan ülkemizde ekolojik hayvansal ürünlerin üretimi ve tüketimi desteklenmelidir. Ekolojik gıdalar; hamileler, hastalar ve yaşlıların beslenmesi açısından da önem ve öncelik taşımaktadır. Sağlıkta tedaviden çok koruyucu hekimliğin gerekli olduğu unutulmamalıdır. Konvansiyonel ve ekolojik ürünlerin maliyetlerinin karşılaştırılmasında ekolojik ürünlerin sağlık, daha temiz bir çevre ve ekolojiye katkıları göz ardı edilmemelidir. Ayrıca, ekolojik hayvancılık, ekolojik tarımın ayrılmaz bir parçası olarak düşünülmelidir.
    Ülkemizde ekolojik tarımın yaygınlaştırılması; doğanın ve eko sistemin korunmasına, küçük çiftçilerin gelir düzeyinin artırılmasına, agroturizm ve kırsal kalkınmaya, köyden kente göçün önlenmesine, başta bebekler ve çocuklar olmak üzere insanlar için daha sağlıklı ürünler üretilmesine ve daha sağlıklı beslenmelerine olanak sağlayacaktır. Ancak bunun için yeterli bir eğitim, iyi bir denetim ve üretimden pazarlamaya kadar çok iyi bir organizasyonun oluşturulması ve ekolojik tarımın desteklenmesi gereklidir.

    Kaynaklar

    Açıkgöz, E., Hatipoğlu, R., Altınok, S., Sancak, C., Tan, A., Uraz, D., 2005. Yem Bitkileri
    Üretimi ve Sorunları, Türkiye Ziraat Mühendisliği, VI. Teknik Tarım Kongresi, 3-7 Ocak., 2005, Ankara, Sh.503-518.
    Ak, İ., M. Koyuncu. 2001. Organic Meat and Milk Production Potential From Small Ruminants in Turkey. Internation Conference on Organic Meat and Milk from Ruminants. Athens, Greece, 4-6.October 2001. p: 42.
    Ak, İ. 2002. Ekolojik Tarım ve Hayvancılık. Gıda ve Yem Bilimi-Teknolojisi, Yıl:1, Sayı:2, Bursa, 31-39 s.
    Ak, İ. 2006. Turizmde Yeni Bir Seçenek: Agroturizm veya Çiftlik Turizmi. Türkiye 3. Organik Tarım Sempozyumu, 1-4 Kasım Yalova.
    Ak, İ., Soysal, D. 2007. Güney Marmara Bölgesinde Ekolojik Kuzu Eti Üretim Olanakları. IV: Ulusal Hayvan Besleme Kongresi, 24-28 Haziran 2007, Bursa. 174-178 s.
    Ak, İ. 2007. Ekolojik Tarım ve Çevre. Editör: İ. Ak. (Basımda)
    Aksoy, U., A. Altındişli. 1998. Ekolojik (Organik, Biyolojik) Tarım. Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) Yayınları, Bornova-İZMİR, 125 s.
    Aksoy, U. 1999. Dünya’da ve Türkiye’de Ekolojik Tarım. Türkiye I. Ekolojik Tarım Sempozyumu. 21-23 Haziran 1999, İzmir, Sayfa:3-10.
    Anonim, 1999. Council Regulation, Official Journal of the European Communities. (EC) No:1804/1999.
    Anonim, 2004. II. Tarım Şurası, IV. Komisyon Raporu, Hayvan Su Ürünleri
    Yetiştiriciliği veSağlığı, 29 Kasım-01 Aralık 2004, Ankara.
    Anonim, 2005. Organik Tarımın Esasları ve Uygulamasına İlişkin Yönetmelik. T.C. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Resmi Gazete, 10 Haziran 2005 Sayı : 25841.
    Anonymous, 2002. Basic Standarts for Organic Production and Processing. IFOAM Internal letter,72 /March 2000, IFOAM, Tholey-Theley, Germany.
    Büyükburç, U., Arkaç, Z., 2000. Meraların Korunma ve Kullanımı, Türkiye Ziraat
    Mühendisliği, V. Teknik Tarım Kongresi, Ankara, Sh.335-342.
    Evrensel, T. 2001. Çevresel Kirlenme ve Kanser İlişkileri. ÇESAV “Organik Tarım ve İnsan Sağlığı” Paneli, 25 Mayıs 2001, Ankara.
    Hovi, M., A. Sundrum, S.M. Thomsborg 2003. Animal health and welfare in organic livestock production in Europe: current state and future challenges. Livestock Production Science 80: 41–53.
    IFOAM 2002. IFOAM Basic Standards for Organic Production and Processing.International Federation of Organic Agriculture Movements (IFOAM). Bonn.
    Kantar, F., Eşitken, A., Aksakal. V., Bayram, B. 2006. Doğu Anadolu Bölgesi Organik Tarım Çalışmaları: Uygulama Örnekleri, uygun Havzalar ve Bölgeler, Potansiyel Sahalar. Sürdürülebilir Rekabet Avantajı Elde Etmede Organik Tarım Sektörü:Sektörel Stratejiler ve Uygulamalar (İ.H.Eraslan ve F. Şelli Ed.), URAK Uluslaraarsı Rekabet Araştırmaları Kurumu Derneği Yay.no. 2006/1, sh.743-758.
    Kristensen, E.S. and S.M. Thamsborg, 2001. Future European Market for Organic Produce from Ruminants. International Conference on Organic Meat and Milk from Ruminants. Athens, Greece, 4-6.October 2001. p:6.
    Lampkin, N. 1997. Organic Poultry Production. Welsh Institute of Rural Studies, University of Wales, Aberystwyth, UK. Final Report to MAFF: Contract Ref: CSA 3699.
    Pedersen, M. A., C., Fisker, S. M. Thamsborg, H. Ranvig and J. P. Christensen. 2003. New production systems: evaluation of organic broiler production in Denmark. Journal of Applied Poultry Research 12(4): 493-508.
    Pekel, E., A. Ünalan. 1999. Hayvansal Üretimde Ekolojik Tarımın Yeri ve Türkiye İçin Önemi. Türkiye I. Ekolojik Tarım Sempozyumu. 21-23 Haziran 1999, İzmir, Sayfa:17-24.
    Rahmann, G. 2001. The Standarts, Regulations and Legistaions Required for Organic Ruminants Production. International Conference on Organic Meat and Milk from Ruminants. Athens, Greece, 4-6.October 2001, p:7.
    Saner, G., S. Engindeniz. 2001. Hayvancılıkta Organik Üretime Geçiş Olanakları ve Türkiye Üzerine Bir Değerlendirme. 2. Ekolojik Tarım Kongresi, 14-16.Kasım.2001, Antalya.
    Soysal, D. ve İ. Ak. 2007. Güney Marmara Bölgesi Koşullarında Ekolojik/Organik Kuzu Eti Üretim Olanakları. Hasad Hayvancılık, Yıl:22, 261:38-44.
    Şayan, Y., Polat, M. 2001. Ekolojik Tarımda Hayvancılık. Türkiye 2. Ekolojik Tarım Kongresi, 14-16.Kasım.2001, Antalya.
    Tekeli, A.S., Baytekin, H., Şılbır, Y., Kendir, H., Deveci, M., Tan, A. ve Ateş, E.,
    2005.Meraların Koruma ve Kullanımı, Türkiye Ziraat Mühendisliği, VI. Teknik
    Tarım Kongresi, 3-7 Ocak., 2005, Ankara, s 179-190.
    Türk, R. 2001. Dünya’da ve Türkiye’de Organik Tarım. ÇESAV “Organik Tarım ve İnsan Sağlığı” Paneli, 25 Mayıs 2001, Ankara.
    Von Borella, E., J.T. Sbrensen. 2004. Organic livestock production in Europe: aims, rules and trends with special emphasis on animal health and welfare. Livestock Production Science 90:3 –9.
    WHO. 2002. Global Strategy for Food Safety; Safer Food for Beter Health. Food Safety Issues, World Health Organization, Geneva, Switzerland.
    Yolcu, H., Tan, M., 2007. Organik Yem Bitkileri Yetiştiriciliği. Atatürk Üniversitesi
    Ziraat Fakültesi Dergisi (Basımda).
    Yurttagül, M. 2001.Besinlerdeki Tarım İlacı Kalıntıları. ÇESAV “Organik Tarım ve İnsan Sağlığı” Paneli, 25 Mayıs 2001,

Bu Konu İçin Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.
  •